NEPTÜN SOYER
Adalet, hakkaniyet, dürüstlük ve hakça davranma ilkesidir. Yani insanların haklarının korunması, eşit şekilde muamele görmesi ve toplumsal olarak adil bir düzenin sağlanmasıdır. Adalet hem yasalarla hem de etik değerlerle ilgilidir. Toplumda bireylerin birbirine karşı adil davranması, kurumların adil olması ve hakların eşit bir şekilde gözetilmesi adaletin temel taşlarındandır.
2025 yılı itibarıyla Dünya Adalet Projesi, Hukukun Üstünlüğü Endeksi verilerine göre, Danimarka, Norveç, Finlandiya, İsveç ve Yeni Zelanda hukukun üstünlüğü ve adalet sistemleri konusunda başı çekiyor. Türkiye ise aynı endekste 143 ülke arasında 118. sırada yer almış.
Adalete Güven Endeksi, insanların adalet sistemine ne kadar güvendiğini ölçen bir göstergedir. Bu endeks, mahkemelere ve yargı süreçlerine duyulan güveni değerlendirir. Türkiye’de 2021’de adalet sistemine güvenenlerin oranı yüzde 31 iken, güvenmeyenlerin oranı yüzde 69 olarak ölçülmüş. Üstelik güvenmeyenlerin sayısının her yıl arttığı tespit ediliyor. Yani genel olarak, adalet sistemine güvende ciddi bir erozyon olduğu söylenebilir.
Devletin adaleti sağlaması birkaç temel ilkeye dayanır. Birincisi, hukukun üstünlüğünü korumaktır. Yani yasalar herkes için eşit ve bağlayıcı olmalı, keyfi uygulamalara yer verilmemeli. Hukuk, idarenin, yönetimin üstünde, kontrol ve denetim mekanizmalarına sahip olmalı. İkincisi, yargı bağımsızlığını güvence altına almaktır. Yani mahkemeler ve yargıçlar hiçbir dış baskı olmadan, tarafsız ve bağımsız şekilde karar verebilmelidir. Üçüncüsü, adalete erişimi kolaylaştırmaktır. Vatandaşların haklarını ararken zorlanmaması, hukuki süreçlerin şeffaf ve ulaşılabilir olması gerekir. Son olarak, insan haklarına saygı göstermek ve yolsuzlukla mücadele etmek de adaletin sağlanmasında kritik rol oynar. Devlet bu temel ilkelere uyduğunda, toplumda adalet duygusu daha güçlü hale gelir.
Bir ülkede insanlar adalete inandığında o ülke daha huzurlu, daha istikrarlı ve toplumsal güvenin yüksek olduğu bir yer haline gelir. Çünkü adalet duygusu, insanların haklarının korunduğunu, haksızlığa uğramayacaklarını hissettirir. Bu da toplumsal barışı, bireyler arasındaki güveni ve devletle vatandaş arasındaki bağı güçlendirir. Kısacası adalete güven varsa, o ülke daha adil, daha demokratik ve insanların kendini güvende hissettiği bir ülke olur.
Böyle bir ülke olmak için öncelikle saydığım temel ilkeler çerçevesinde bir hukuk reformuna ihtiyaç olduğu kabul edilmelidir. Bu irade olmadan; “Herkesin üzerine gidiyoruz, kimseyi ayırmıyoruz” denilerek inşa edilen bir algı-duygu mühendisliğiyle, sporcu, sanatçı, gazeteci üzerinde baskı kurmak adalete güven duyulan bir iklim yaratmayacaktır. Bu reformun yerine ikame edilen yargı paketleriyle yapılan infaz düzenlemeleri de bir kısım insanı mutlu etse de genel olarak adalete güveni arttırmayacaktır.
Adalete güveni arttıracak tek yol köklü bir hukuk reformudur ve eğer bu yoksa;
bir gün sabaha karşı saat 04.30 da kapınız polis çalar, eşinizi alır gider ve günlerce bir hücrede tutarsa, mahkemelerde her celse:
Suç yok!
Suç kastı yok!
Hileli davranış yok!
Menfaat temini yok!
Aldatılan yok!
Delil karartan yok!
Kaçan yok!
Tunç Soyer NEDEN TUTUKLU?
Sorusunu adeta boşluğa haykırırsınız ve cevabı yine hücrede kalır…
Cevap hücrede bitse de bıkmadan usanmadan adaletin terazisine güvenerek, bu ülkeye olan bağlılığımızla, sevgimizle, bizdeki adalet duygusuyla, hukukun üstünlüğüne ve aydınlık günlere olan inancımızla; GELECEK OLSUN!
