• Abonelik
  • Künye
  • Gizlilik İlkeleri
  • Yayın İlkeleri
  • Kullanım Koşulları
  • Çerez Politikası
  • Reklam
  • İletişim
Pazartesi, Ocak 5, 2026
Le Monde diplomatique Türkçe
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • LMd
  • Yazarlar
  • Konuk Yazarlar
  • Politika
  • Gündem
  • Dünya
  • Finans
  • Kültür-Sanat
  • Anasayfa
  • LMd
  • Yazarlar
  • Konuk Yazarlar
  • Politika
  • Gündem
  • Dünya
  • Finans
  • Kültür-Sanat
No Result
View All Result
Le Monde diplomatique Türkçe
No Result
View All Result
Anasayfa Konuk Yazarlar Rasıh Reşat

Gerçekten bir Epstein Türkiyesi var mıydı?

Binlerce sayfalık Epstein dosyaları, geçen ay açıklandı ve Türkiye’den kız çocuklarının da bu korkunç ağa dahil edildiği iddiaları ortaya atıldı. Türkiye, bu karanlık küresel ağların bir parçası mı? Bu henüz net değil ama Narin cinayetiyle gözler önüne serilen bazı yapısal zafiyetleri olduğu yadsınamaz bir gerçek.

3 Ocak 2026
in Gündem, Konuk Yazarlar, Rasıh Reşat
Dijital çağda gazete okumak ve kâğıda övgü

RASIH REŞAT

Substack’ta birilerinin ortaya attığı “2025’in en iyi kitapları sizce hangileri?” sorusuna yanıtlar su gibi akarken, İstanbul’da yaşayan İngiliz gazeteci arkadaşım Hannah Lucinda Smith’in listesine giren iki kitap dikkatimi çekti. İlki, Jeffrey Epstein’ın kurbanlarından biri olan Virginia Giuffre’nin anılarından oluşan “Nobody’s Girl”. Diğeri ise Epstein davasının en şaşaalı isimlerinden biri hâline gelen Britanya Kraliyet ailesi üyesi, skandal koleksiyoncusu eski Prens Andrew ile eski eşi Sarah Ferguson’un ayrıcalıklarla örülü çöküşünü anlatan Andrew Lownie’nin yazdığı, “Entitled”.

İkisini de derhal edinip okudum. Tesadüf müdür, yoksa tarihin tuhaf bir senkronizasyonu mu bilinmez; ben bu kitaplara gömülmüş, medeniyetin en üst katmanındaki ilkelliği, paranın ve nüfuzun yanlış ellerde nasıl iğrenç bir aparata dönüştüğünü dişlerimi gıcırdata gıcırdata okurken, binlerce sayfalık Epstein dosyaları da kamuoyunun önüne serilmeye başladı. Sansürlenmiş olmalarına rağmen, karanlık anları nasıl ölümsüzleştirdikleri her hallerinden belli olan fotoğraflarla birlikte…

Ve tam da bu noktada, Türkiye açısından rahatsız edici sorular beliriyor. Önce İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez Meclis kürsüsünde bir belge sallıyor, ardından aynı belgeyi X hesabından paylaşıyor. Belgede, Epstein’in özel jetiyle Türkiye, Çek Cumhuriyeti ve bazı diğer ülkelerden yaşı küçük kız çocuklarını alıp Amerika’ya götürdüğü ve istismar ettiği iddia ediliyor. Neden Türkiye, özellikle belirtilen iki ülkeden ilk sırada?

Aynı dosyalarda, Epstein’ın pilotuna “Türkiye’den kız getirdin mi?” sorusu yöneltildiğinde, bu soruya yanıt vermekten özellikle kaçındığı bilgisi de yer alıyor. Çömez’in geçmiş yıllarda, Türkiye’de yaşanan depremler sonrası çocukların kaybolduğuna dair dile getirdiği ve tatmin edici biçimde yanıtlanmadığını söylediği şüpheler de hâlâ televizyon programlarında ve sosyal medya kayıtlarında duruyor.

SARAH FERGUSON
NEDEN TÜRKİYE’DE
GİZLİ ÇEKİM YAPTI?

Bütün bunlar ortadayken, Entitled’ın hatırlattığı bir başka olay daha ister istemez akla geliyor. 2008 yılında Sarah Ferguson’un Ankara yakınlarındaki bir yetimhanede, ITV televizyonu için gizli çekim yaparken ortaya çıkan görüntüleri büyük tartışma yaratmıştı. Türk makamları, 2012 yılında “özel hayatın gizliliğini ihlal” gerekçesiyle bu görüntülerle ilgili dava açmıştı.

O görüntüler elbette tek başına bir suç kanıtı değil. Resmi bir iddia da yok. Ancak bugün geriye dönüp baktığımızda, eski eşinin Epstein’la olan yakın ilişkisi, Ferguson’un kendisinin de yıllar boyunca paraya dayalı, tuhaf ve etik sınırları zorlayan ilişkiler ağı içinde anılması, insanın aklına ister istemez bazı soruları getiriyor: Neden Türkiye? Neden yetimhane? Ve neden eski York Düşesi?

Entitled’da anlatılan para–ayrıcalık–etik dışı temaslar zinciri ile Nobody’s Girl’de Giuffre’nin altını çizdiği şu cümle, bu görüntülere bugün bambaşka bir bağlam kazandırıyor: “Epstein’ın ağı, kimsesiz kızları hedef alıyordu. Çünkü onları arayan, soran olmuyordu.”

İşte teoriler tam da burada güç alıyor. Altını çizelim: Teori. Epstein dosyalarında yer alan “Türkiye’den de küçük kızların Epstein’a götürüldüğüne” dair ifadeler, resmi makamlarca doğrulanmış değil. Ancak bu iddiaların dosyalarda yer alması, Türkiye kamuoyunda çok doğal bir refleksi tetikliyor: Neden özellikle kimsesizler? Neden devlet denetiminin zayıf olduğu alanlar? Neden “sahipsiz” görülen çocuklar?

Giuffre’nin anlattıkları bu sorulara karanlık ama tutarlı bir çerçeve sunuyor. Onun hikâyesinde ortak motif açık: Güçlülerin dünyasında, güçsüzler görünmezdir.

Buradan hareketle ortaya atılan teori şu: Epstein ağı, belirli ülkelerden ziyade belirli koşulları hedef alıyordu. Devletin uzanamadığı, toplumun görmediği, medyanın bakmadığı yerleri. Türkiye bu bağlamda bir Epstein operasyonu için bir “merkez” miydi, yoksa potansiyel bir avlanma alanı mıydı henüz bilmiyoruz. Ama mesele ülke ya da milliyet değil, sahipsizlik.

KİM SUSTU,
KİM GÖRMEDİ,
KİM KONUŞMADI?

Ve tam bu noktada, Türkiye’nin hafızasından silinmemesi gereken bir başka gerçek var. Diyarbakırlı Narin Güran… Öldürüldü. Ama nasıl öldürüldüğünü, son günlerini kiminle, nerede, hangi korkuyla geçirdiğini hâlâ bilmiyoruz. Dosya var, ifadeler var, şüpheler var; fakat gerçeğin etrafında kalın bir sessizlik duvarı da var. Kim sustu, kim görmedi, kim konuşmadı, bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey şu: Narin, belki özel uçaklarda, özel adalarda, lüks yaşam içinde değil ama tıpkı Epstein dosyalarında anlatılan çocuklar gibi, sahipsizliğin karanlığında kayboldu. Onun hikâyesinde de asıl fail, kişi ya da kişiler değil; konuşmayan, bakmayan, duymayan bir sistemdi.

Gelelim Epstein ve Türkiye ilişkisine… Teoriler, şu soruda düğümleniyor: Türkiye, bu karanlık küresel ağların bir parçası mıydı? Ya da herhangi bir yerinde miydi?
Hiçbir yerinde… Ya da tam merkezinde. Buna dair kanıt yok.

Ama Türkiye, bu ağların ilgisini çekebilecek yapısal zafiyetlere sahip miydi? Bu sorunun cevabı ne yazık ki o kadar rahat değil. Epstein dosyalarının asıl rahatsız edici tarafı da bu zaten. Bize sadece suçluları değil, sistemleri gösteriyor ve bu sistemler, isimlerden çok daha kalıcıdır.

Sistemler ya da sistemsizlikler devam ettiği sürece de yeni Epstein’ler türeyecek.
Ya da Epstein’in “hatalarından” ders alıp, iğrenç operasyonlarını daha da rafine eden mevcut Epstein’ler var olmaya devam edecek. Gerçekten bir Epstein Türkiyesi var mıydı? Sistem yaşadığı ve sessizlik devam ettiği sürece öğrenemeyeceğiz galiba.

Tags: EpsteinEpstein DosyalarıLe Monde diplomatique Türkçe Ocak 2026NarinNarin Güran
Anka Haber Ajansı Anka Haber Ajansı Anka Haber Ajansı

Hakkında

Le Monde diplomatique Türkçe

Aylık olarak yayınlanır.

Kategoriler

  • LMd
  • Yazarlar
  • Konuk Yazarlar
  • Politika
  • Gündem
  • Dünya
  • Finans
  • Kültür-Sanat

Bağlantılar

  • LMd Dijital Abonelik
  • LMd Abonelik
  • Reklam
  • Arşiv
  • Dünyada LMd
  • Abonelik
  • Künye
  • Gizlilik İlkeleri
  • Yayın İlkeleri
  • Kullanım Koşulları
  • Çerez Politikası
  • Reklam
  • İletişim

© 2023 Le Monde Diplomatique Türkçe - Tüm hakları saklıdır.

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • LMd
  • Yazarlar
  • Konuk Yazarlar
  • Politika
  • Gündem
  • Dünya
  • Finans
  • Kültür-Sanat
  • ————
  • Abonelik
  • Künye
  • Gizlilik İlkeleri
  • Yayın İlkeleri
  • Kullanım Koşulları
  • Çerez Politikası
  • Reklam
  • İletişim

© 2023 Le Monde Diplomatique Türkçe - Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

Bu internet sitesi çerezleri kullanır. Bu internet sitesini kullanmaya devam ederek çerezlerin kullanılmasına izin vermiş olursunuz. Çerez Politikası sayfamızı görüntüleyin.
Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?