STÉPHANİE HENNETTE VAUCHEZ
Paris-Nanterre Üniversitesi kamu hukuku profesörü. Antoine Vauchez ile birlikte “Des juges bien trop sages. Qui protège encore nos libertés ? – Fazlasıyla uysal yargıçlar. Özgürlüklerimizi hâlâ kim koruyor?” (Seuil, Paris, 2025 ) kitabının ortak yazarı.
Lois Pasqua yasaları (1986, 1993 ve 1997), Günlük Güvenlik Yasası (LSQ, 2001), İç Güvenlik Yönlendirme ve Programlama Yasası (Lopsi, 2002), İç Güvenlik Yasası (LSI, 2003), İç Güvenlik Performansı İçin Yönlendirme ve Programlama Yasası (Loppsi 2, 2011), İstihbarat Yasası (2015)… Uzun bir süre boyunca hem sağ hem de sol iktidarların güvenlik politikası, hükümetler tarafından hazırlanan ve parlamento tarafından kabul edilen yasal metinlerin üst üste eklenmesinden ibaretti. Güvenlik politikası, 2015 yılından bu yana idarenin tasarrufuna bırakıldı. Bunun temel nedeni, 14 Kasım 2015’ten 1 Kasım 2017’ye kadar yaklaşık iki yıl boyunca yürürlükte kalan ve ardından pandemi nedeniyle 20 Mart 2020 ile 31 Temmuz 2022 arasında yenilenen olağanüstü haldir.
Olağanüstü halin amacı tam olarak yürütme erkine, güvenlik dönemlerinde ev hapsi, idari aramalar, güvenlik kordonları, sağlık krizinde ise kapanmalar, sokağa çıkma yasakları, karantinalar ve sağlıkla ilgili çeşitli zorlamalar gibi olağanüstü yetkiler vermek olsa da bu dönemlerin istisnai olanı normalleştirme etkisi de bulunuyor. Pandemi sırasında denenen sağlık kartı ve aşı kartı gibi uygulamalar, benzer bir mekanizmaya 2024 Paris Olimpiyatları ve Paralimpik Oyunları’nda da başvurulmasını kolaylaştırdı. Yarışma alanları ve açılış töreninin yapıldığı alanlara erişim için “Oyunlar Kartı” kullanılması gerekti.
Ancak bu normalleşme süreci esas olarak, 30 Ekim 2017 tarihli İç Güvenlik ve Terörle Mücadele Yasası’ndan (SILT) kaynaklanıyor. Genel hukuk, bu yasanın yürürlüğe girdiği günden bu yana, 2015’e kadar sadece olağanüstü hal döneminde sahip olduğu yetkileri hükümetlere veriyor: Kişileri bireysel idari kontrol ve gözetim tedbirleri (MICAS) altına almak, ibadethanelerin kapatılmasına karar vermek, güvenlik bölgeleri oluşturmak veya arama ve el koyma” işlemleri yapmak gibi… Bu durum, uzun süre boyunca kamu düzenini bozabilecek durumları önleyici bir hukuk alanı olarak sunulan idare hukukunun, kısmen cezalandırıcı bir hukuk alanı haline gelmesine yol açıyor. (1) Böyle bir dönüşüm karşısında, bu hukukun yargıcı, yani en üst otoritesi Danıştay (adli yargıdaki yargıtayın karşılığı) olan idari yargı, nasıl bir tavır takınıyor?
Özel İçerik
Bu içerik sadece gazeteye abone olan okuyucular içindir.Yazının devamını okumak için gazetemize abone olmak ister misiniz?
