VINCENT SIZAIRE
Hakim, Paris Nanterre Üniversitesi’nde yardımcı öğretim üyesi, Gouverner les juges. Pour un pouvoir judiciaire pleinement démocratique (La Dispute, Paris, 2024) adlı kitabın yazarı.
Fransız hükümeti 2018 yılında, polis kaynaklarını suç oranının yüksek olduğu kabul edilen belirli dezavantajlı bölgelerde yoğunlaştırmayı amaçlayan “Cumhuriyetçi Yeniden Kazanım Mahalleleri” uygulamasını başlattı. Bu uygulama, yerel nüfusun genel olarak yasal çerçeveye uymayı reddetmesi nedeniyle söz konusu bölgelerin “hukuk dışı alanlar” hâline geldiği yönündeki söylemi pekiştiriyor. Sosyal bilimler, bu gibi algıların geçerliliğini uzun süre önce çürüttü. Tarihçiler ve sosyologlar, işçi sınıfı mahallelerine yönelik yaklaşımda ahlaki veya güvenlik odaklı duruşun hâlâ sürdüğüne dikkat çekiyor. Bu tutum, bu mahallelerdeki suçun temelinde yatan kurumsal, sosyal ve ekonomik dinamiklerin yanı sıra kamu otoritelerinin bu konuya yönelik ilgisinin nedenlerini de gizliyor. (1)
Bununla birlikte, “hukuk dışı alan” ifadesi, halk sınıflarının durumunu betimlemek açısından geçerliliğini tamamen yitirmiş değil. Bu sınıflar özel olarak kanunu çiğneme eğiliminde olmasalar da nüfusun geri kalanına kıyasla hukuki koruma düzeyinden çok daha az yararlanıyor. Kurumlarımız, bir avukat tutacak parası olmayan, yeterli bağlantıları ve hukuk sistemi hakkında asgari düzeyde bilgisi bulunmayan kişilerin haklarını doğru şekilde savunmalarına olanak tanımıyor. Oysa bu insanlar, özellikle kendilerinden daha güçlü olanlara karşı çıkarlarının korunması için yasaların uygulanmasına en çok ihtiyaç duyan kesimleri oluşturuyor.
Bu kırılganlık üç alanda kendini gösterir. İş hukuku onlarca yıldır sistematik bir saldırıya maruz kalsa da, hâlâ işverenin olası keyfiliğine karşı asgari garantiler sunuyor; özellikle de ücret, çalışma süresi, sağlık ve güvenlik veya sözleşmenin feshi gibi konularda. 2015 – 2021 yılları arasında, şirketlerin sosyal mevzuata uyumunu denetlemekle görevli memur sayısı yüzde 15’in üzerinde azaldı ve her bir iş müfettişi ya da denetçiye düşen işçi sayısı 10 bini aştı. (2) Bu sayı, çalışma idaresine bildirilen tüm durumların zamanında ele alınmasını imkânsız hale getiriyor. Eğer çalışan doğrudan mahkemeye başvurmak isterse alacağı yanıt da daha hızlı olmuyor. İlk derece iş mahkemeleri, ortalama 16 ayı aşıyor ve kararların yüzde 60’ı temyiz ediliyor; bu da kişinin haklarına kavuşmasını daha da geciktiriyor. (3) Hukuka aykırı bir disiplin cezasının iptali, fazla mesai ücretlerinin ödenmesi veya haksız işten çıkarmanın tazmini için birkaç yıl beklemek gerekiyorsa, kişi kendini gerçekten yasalar tarafından korunuyormuş gibi hissedebilir mi; güvende olduğunu söyleyebilir mi?
Özel İçerik
Bu içerik sadece gazeteye abone olan okuyucular içindir.Yazının devamını okumak için gazetemize abone olmak ister misiniz?
