KIVANÇ EL
Gazeteci, Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Genel Başkanı.
Türkiye’de gazeteci yargılamalarına ne yazık ki alıştık. Ancak son iki üç yıldır yargılamaların ötesinde artan tutuklamalar, adli kontroller ve ev hapsi ile karşı karşıyayız. Gazeteci meslektaşım ve arkadaşım Alican Uludağ da ne yazık ki, tutuklu gazeteciler arasındaki yerini aldı. Meslektaşları, hukukçular ve kamuoyunda haklı ve ortak bir soru soruluyor: “Alican neden tutuklu?”
Bu soruya henüz tatminkâr bir yanıt verilebilmiş değil. Elbette gazeteciler de her vatandaş gibi adli bir suç işlediğinde cezasını çeker. Ancak ülkemizde gazetecilik mesleği kriminalize edilen ve suç olarak gösterilen bir meslek haline geldi. Yani haber yazmak artık suç kapsamına alınabiliyor. Gazeteciliğin suç kapsamına alınması da “basın ve ifade özgürlüğünün” hedef alınması anlamına geliyor İşte temel demokrasi sorunu da burada başlıyor.
Alican Uludağ gözaltına alındığında; “halkı yanıltıcıyı bilgiyi yayma”, “cumhurbaşkanına hakaret” ve “Türk milletini, devleti, hükümeti alenen aşağılama” suçlamaları yöneltildi. Alican’ın halkı hangi bilgiyle yanılttığına dair emniyet, savcılık ve mahkeme bir şey bulamamış olacak ki, bu suçlama zaten dosyadaki “deliller” arasında yer almadı bile. Türk Milletini, devlet ve hükümeti de aşağılayan bir haber ya da unsur dosyada yer almıyor. Son aylarda en kolay tutuklama sebeplerinden biri olan “cumhurbaşkanına hakaret” geriye kalıyordu ki, savcılık yüzlerce tweet içinden alt alta 20 kadar tweeti sıralayarak bir hakaret bulmaya çalışıyordu. Tutuklama kararının verildiği mahkeme de “hakaret” demeyip “saygınlığını rencide edici” şeklinde bir yorum yapıyordu. “Saygınlığı rencide etme” gibi “suç”u işlenmiş mi, bunu cumhurbaşkanı ve avukatlarına da sormak lazım. Keza hakaret konularında dava açan avukatların Alican’ın son iki yıldır attığı tweetleri eğer hakaret varsa görmemeleri de mümkün değil. Ancak ortada bir şikâyet de yok.
Uludağ’ın tutuklandığı paylaşımlar Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ve Erdoğan’ın bazı açıklamalarını eleştirileri içeren X paylaşımlarından oluşuyor. Alican’ın bu eleştirilerine katılıp katılmama hakkı herkesin var. Elbette yorumları eksik ya da yetersiz de bulabilirsiniz, çok nitelikli ve yerinde de bulabilirsiniz. Bu herkesin düşüncesine göre değişir. Düşünce özgürlüğü de tam bu noktada başlar. Bu “düşünceyi”, “eleştiriyi” beğenmedim diye karşınızdakine gidip bir “ceza” vermezsiniz. Düşüncenin karşıtı sadece düşünce olabilir.
ALİCAN TUTUKLANIRKEN
TÜM TOPLUMA CEZA
VERİLMEK İSTENİYOR
Alican Uludağ’ın gözaltına alınırken “yakalandığına” dair savcılık açıklamasına da değinmek şart. Konudan uzak bir kişi metni okuduğu zaman, “tam kaçıyordu ki polisler ensesinden yakaladı” sanabilir… Alican hakkında da onlarca soruşturma açıldı. Herhangi bir savcılık çağrısının değil gününü, saatini geciktirdiğini duymadık. Geçmişte herhangi bir ceza almadığını da hatırlatmak isterim. Benzer soruşturmada da Ankara Başsavcılığı’na çağrılarak ifadesi alınabilirdi. Mahkeme kararında da savcılık açıklamasına paralel “yakalandığı” ifade edilip “kaçma şüphesi” vurgusu yapılıyor. Bu da problemli bir bakış açısı. Alican’ın da kendi ifadesiyle bir vizesi dahi yok. Özetle, çizilen ve yaratılmak istenen “yabancı medya çalışanı”, “kesin yurtdışına kaçar” algısı da bizzat Alican tarafından verdiği ifadede zaten ortadan kaldırılmış durumda.
Avukatları, hukukçular detaylı şekilde soruşturmanın Ankara’dan götürülmemesi, Silivri’de tutulduğu koğuş, suçun unsurlarının oluşmaması gibi temel hukuki problemleri tartışmaya açıyor. Bunlara açık kaynaklardan ulaşılabilir. Bir diğer önemli boyuta biraz daha vurgu yapmak gerek. Alican’ın tutuklu kalmasında temel problem Alican’ın özgürlüğü kadar halkın haber alma hakkıdır. Gazetecilik kamu adına yapılan ve kamu çıkarının savunulduğu bir meslek. Birçok açıdan bu iktidar tarafından dejenere edilmeye çalışılsa da mesleğimizin özü nettir. Alican’ın tutuklanarak haber yapmasının engellenmesi ile verilen bu ceza sadece kendisine değil tüm topluma kesilmiş bir cezadır. Ayrıca benzer haberleri yapan tüm gazetecilere de bir ayar verme girişimidir.
Vurgulamak gerek, Alican Uludağ’ın takip ettiği birçok soruşturma, izlediği birçok davaya dair detaylı haberlerinden mahrum bırakılarak haber alma hakkımız engelleniyor. İstenen tam da bu zaten… Alican’ın da kendi ifadesinde de dillendirdiği şu sözlerine dikkat çekmek gerek: “Bugüne kadar tutuklatamadılar, gazetecilik sınırlarında işini yaptığından yapamadık mecburen bu paylaşımlara ilişkin işlem yapıyoruz dediler. (…) Benzer birçok operasyona karşı yorumlarını ve eleştirilerini dile getireceği için Alican’ı uzaklaştırmamız lazım Ankara’dan denilerek bu dosya uyduruldu…”
Gazeteciliği kriminalize eden, rahatsız edici haberi suç unsuru gösteren algıdan vazgeçilmesi gerekiyor. Halka doğruları söylemek, gerçekleri göstermek her gazetecinin mesleki sorumluluğudur. Elbette Alican çıkacak ve yazmaya devam edecek. Bunu hiçbir güç engelleyemeyecek. Ancak bunun için bir dakika dahi beklenmemelidir. Gazeteci Alican’ın da ifadesinde vurguladığı gibi… “Biraz vicdan, biraz hukuk…”
