HİLAL KÖSE
Hukukçu, kadın hakları savunucusu Nazan Moroğlu, kabul edilişinin yıl dönümünde, “Medeni Kanun 100 Yaşında” adlı kitabını okurlarıyla buluşturdu. Medeni Kanun’un 100 yıllık serüvenini, kadınların eşitlik mücadelesi eşliğinde anlatan Moroğlu, özellikle 2014 yılından itibaren kanunun temel ilkelerinden verilen tavizlere dikkat çekiyor. Bir savaşçı gibi anlatmaya, yazmaya ve kadın direnişine öncülük etmeye devam eden, ülkemizin ilk kadın hukuku uzmanı Moroğlu ile yeni kitabı üzerine söyleştik. “Medeni Kanun’dan vazgeçmiyoruz çünkü laik hukuku getirdi çünkü laiklik insan haklarının ve kadının insan haklarının güvencesidir” diyor.
Medeni Kanun aşındırıldı ama kadınlar için hâlâ vazgeçilmez önemde… Geride kalan 100 yıla baktığınızda genel bir değerlendirme yapacak olsanız neler söylersiniz?
1929 tarihli Medeni Kanun’un yüz yıllık tarihi, yalnız bir hukuk devriminin değil aynı zamanda laikliğe, hukuk birliğine, eşitliğe dayalı bir toplumsal dönüşüm iradesinin de tarihidir. Cumhuriyet’in en güçlü eşitlik vaadidir. Kitapta da vurguladım, hukuki kazanımlar mücadele edilmeden elde edilemez; insanlığın ve ülkemizin mücadele deneyimlerinden bunu biliyoruz. Bugün geldiğimiz noktada kadın hareketi ve kadın hukukçular olarak mücadelemiz bitmiş değil, daha ileri, yeni hedefler bizi bekliyor. Medeni Kanun’un ikinci yüz yılında yanıtlamamız gereken pek çok soru var. Mesela yapay zekâya kişilik atfetme tartışmaları nasıl sonuçlanacak? Yaşam yürür gereksinimler değişir, kanunlar da bu gereksinimleri karşılamak için değişmeye devam etmelidir. Laik hukukun gereği de budur. Ancak günümüzde geldiğimiz noktada, Medeni Kanun’un laik hukukun simgesi olma niteliği ile hukuk birliğini sağlama işlevinin ve eşitlik ilkesinin yok sayıldığı görülmektedir. Hiç kuşkusuz Cumhuriyetimizin ikinci yüz yılında laik demokratik hukuk devletini savunan yurttaşlar olarak Medeni Kanun’a sahip çıkmaya devam edeceğiz.
Kitabınızın sonuç kısmında, “Medeni Kanun yalnızca bir metin değil sahip çıkılırsa yaşayan bir eşitlik sözleşmesidir” diyorsunuz. Burayı biraz açar mısınız?
2002 yılında özellikle Aile Hukuku’nda evlilik birliği eşler arasında eşitlik esasına dayandırılmış, mal rejiminde edinilmiş mallara katılma kabul edilmiştir. Bu düzenlemeler kadınların ekonomik ve hukuki statüsünü güçlendiren tarihsel kazanımlardır. Ancak eşitlik kazanıldığı anda tamamlanan bir süreç değildir. Son yıllarda Medeni Kanun’un vazgeçilmez özü aşındırıldı göz ardı edilmeye başlandı ama her geri adım girişimi kadınların eşitlik talebinin haklılığını daha da görünür kılıyor. “Kadının yeri evidir” gibi söylemler bizleri geriye götürmek için maksatlı olarak dolaşıma sokuluyor. Bugün sormamız gereken soru şudur: Medeni Kanun’un eşitliği kağıt üzerinde mi kalacak yoksa hayatlarımızda karşılık bulacak mı? Gerçek eşitlik; kazanımların bilincinde olmak, geri adımların farkında olmak ve mücadeleden vazgeçmemekle mümkündür. Çünkü hukukta gerçek eşitlik ancak haklarımızı bilerek, onlara sahip çıktığımızda hayata geçebilir.
2017 yılında müftülere nikah kıyma yetkisinin verilmesi geri adımların en dikkat çekeniydi değil mi?
Aynen öyle… Kanunun laik niteliği ve hukuk birliğini sağlama işlevi ortadan kalktı. İl ve ilçe müftülüğüne evlendirme memurluğu yetkisi verildi. Oysa müftülükler din işleriyle görevli makamlardır. Bu arada bu yetkinin sadece müftülere verilmesi diğer din ve mezhep mensuplarının yok sayılmasına yol açtığı için laiklik ilkesine aykırıdır ve hukuk birliği de yok sayılmıştır.
Bir de bitmeyen nafaka tartışmaları var…
Bazı çevrelerin uzun zamandır gerçek dışı yorumlarla tartıştığı yoksulluk nafakası, “erkeğin hayatının ipotek altına alınmaktan kurtarılması” gibi bir ifade ile TBMM Araştırma Komisyonu raporuyla yeniden gündeme getirildi. Aslında yasada erkeğin nafaka alması önünde bir engel yok, boşanan her iki taraf da nafaka talep edebilir. Burada temel şart, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafın. kusuru daha ağır olmamak koşuluyla süresiz nafaka isteyebilmesi… Neden nafaka talep eden genellikle kadınlar oluyor? Asıl soru bu olmalı. Kadınların eğitimde istihdamda ve karar verici konumlarda geri bırakıldıkları görmezden geliniyor. Kadının insan haklarından geri gidişe neden olacak bu önerilerden bir kısmı kanunlarda bir değişiklik yapılmadığı halde ne yazık ki fiilen uygulanıyor. Sadece iktidar partisinin oylarıyla kabul edilen raporda, kadınların kazanılmış yasal hakları aile bütünlüğünü olumsuz etkileyen nedenler olarak kabul ediliyor. Raporda, Medeni Kanun başta olmak üzere çeşitli kanunlarda değişiklik yapılması öneriliyor. Ancak biz Medeni Kanun’dan ve yıllar süren mücadelemiz sonucu elde ettiğimiz haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz. Kadın erkek eşitliğini her zamankinden daha çok savunacağız, gelecek nesillerin hakkı olan çağdaş demokratik Cumhuriyet’i bugünkü direnişimizle kazanacağız.
