MURAT AKAD
Tarihe bir dönüm noktası olarak kaydedilen Aksa Tufanı operasyonu 7 Ekim 2023’te başladı. Hamas’ın öncülüğündeki Filistinli direniş örgütleri, İsrail’e yönelik daha önce benzeri görülmemiş bir saldırı başlattı. Uzun yıllardır devam eden Filistin direnişinin çarpışma yöntemlerinden farklı bir tarza sahip olan bu operasyonu, İsrail’in saldırıları ve katliamları izledi. Resmi rakamlara göre 80 binin üzerinde Filistinliyi katletti İsrail. Dünyanın gözü önünde açık bir soykırıma girişti.
Gazze’deki savaş eşitsiz bir ateşkesle sınırlanırken, başta ABD olmak üzere emperyalist güçler Orta Doğu’da yeni bir düzenin kurulması amacıyla saldırılarını genişletti. Lübnan siyonizmin hedefi oldu. Suriye’de Esad hükümetinin yerine cihatçı HTŞ güçlerinin iktidara gelmesi, önemli bir kırılma noktası anlamına geldi. Sonra da İran hedef alındı. Adım adım ilerleyen saldırganlık yalnızca bölgeyi değil, bütün dünyayı ve elbette ülkemizi de tehdit eder hale geldi.
Peki, bütün bu olan bitenler Aksa Tufanı ile mi başladı? Aksa Tufanı, İsrail’in ve diğer emperyalist güçlerin ekmeğine yağ mı sürmüştü? Ellerine fırsat mı vermişti? Bu yanıtlanması güç soruların üzerinde düşünmek için gerek Filistin direnişinin tarihini ve dinamiklerini, gerekse bu direnişin günümüzde başlıca temsilcisi haline gelen Hamas’ı tanımak gerekiyor.
Peşinen söyleyelim. Biraz kapsamlı bir bakış, Aksa Tufanı olmasa da bu saldırganlığın başlamasının kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. Trump yönetiminin Ortadoğu ve Amerika kıtası başta olmak üzere dünya çapındaki haydutça siyaseti bunun en açık kanıtı. Sovyetler Birliği’nin varlığı döneminde, onun ağırlığıyla oluşan uluslararası hukuğun artık geçerliliğini yitirdiği bir döneme girdik. Emperyalizm sınır tanımaz bir şekilde saldırıyor. Zaten bir avuç işbirlikçiyi dışarıda bırakırsak, Filistinlilerin ortak görüşü, İsrail’in en azından Batı Şeria’ya saldıracağı yönündeydi.
FİLİSTİN MESELESENİN
GÖZ ARDI EDİLEN
TEMEL KARAKTERİSTİĞİ
Kısa süre önce Yazılama Yayınevi’nden çıkan İslamcılıktan Milliliğe Hamas isimli kitap, yukarıdaki soruların ve çok daha fazlasının üzerinde düşünmek ve doğru biçimde akıl yürütebilmek için önemli bir kaynak niteliğinde. Deneyimli gazeteci – yazar Mustafa Kemal Erdemol’un kaleminden çıkan bu kitap, geçmişe, günümüze ve elbette geleceğe ışık tutuyor.
Erdemol, Hamas döneminin daha iyi anlaşılabilmesi için okuru öncelikle geçmişe götürüyor. Filistin direnişinin ilk önemli uğrağı olan 1936 yılı gibi kritik tarihsel dönemeçleri ele alıyor. Filistin toplumunun çeşitli dinamiklerini, bunların Hamas’ın doğuşundaki etkisini incelediği birinci bölümün hemen başında, Filistin meselesinin genellikle unutulan ya da göz ardı edilen temel karakteristiğinin altını çiziyor: “Filistin’de ne yaşanıyorsa hepsi sınıfsaldır. İsrail – Filistin çatışması sınıfsal bir kavgadır özünde. Milliyetçilik ya da din ile örtülmüş emek – sermaye çelişkisi bu topraklarda da vardı çünkü. Filistinli ile Yahudi milliyetçilikleri, aralarıdaki farklara rağen kapitalist toplumlardaki egemen ideolojiden bağımsız değildir.”
Hamas’ın doğuşu Filistin direnişinin önemli bir dönüm noktasına denk geldi. Mısır’ın İsrail’le anlaşması, kanlı Lübnan İç Savaşı ve İsrail’in bu ülkeyi işgal etmesi, Beyrut’taki Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında binlerce Filistinlinin katledilmesi gibi kritik gelişmeler 1980’lerde Filistin hareketinde bazı tartışmaların yoğunlaşmasına neden oldu. Filistin Kurtuluş Örgütü liderliği Tunus’a göçmek zorunda kalınca silahlı direniş yerine uzlaşma eğilimi ön plana çıktı. Hamas bu tür bir boşluğun ortaya çıktığı dönemde doğdu. Ayrıca uluslararası gelişmeler, İran’daki yeni rejim de Hamas’ın varlık zeminini güçlendirdi. İslamcı siyaset bölgede güç kazanıyordu.
Hamas kısa sürede büyüdü. “Kurduğu dayanışma temelli sosyal ağ, para toplama gücü gibi nedenler Hamas’ın büyümesinde, Filistin’de kabul görmesinde etkili oldu ancak örgütün birinci siyasi güç haline gelmesinde en önemli etken El Fetih / FKÖ / Filistin Yönetimi üçlüsünün işbirlikçiliğe varan yaklaşımlarıydı… Hamas, direniş kavramını yenileyerek İsrail’le herhangi bir müzakereyi kabul etmedi.”
DÜNYAYA ÖRNEK
OLAN DİRENİŞİ
ANLAMAK GEREKİYOR
Hamas’ın güçlenmesinde bir başka dönüm noktası Oslo Anlaşmaları oldu. FKÖ’nün İsrail’le yaptığı ve direniş açısından olumsuz koşullar içeren anlaşmaları reddeden Hamas için, Filistin direnişinde öne geçtiği dönem açılıyordu. 2006’daki seçimlerde Hamas, Filistin meclisinde mutlak çoğunluğu tek başına elde edecek kadar oy aldı. Böylece Filistin direnişinin öncüsü olma meşruiyetini elde etmiş oldu.
On yıllarca kararlı bir şekilde direnen Filistin halkı, direnişi terk etme eğiliminde olan El Fetih’i değil, direnişi bir şekilde sürdüren Hamas’ı tercih etti. Bu destek Aksa Tufanı’nın ardından daha da arttı. Yani Filistin halkı da Aksa Tufanı’nı özgürlük yolunda atılmış, atılmak zorunda kalınmış bir adım olarak gördü.
Bölgemiz ve dünyamız emperyalizm eliyle savaş felaketinin içine doğru çekilirken, küçücük Filistin savaş alevinin harlandığı nokta özelliğine sahip. Başka gelişmeleri anlamak için öncelikle Filistin’i ve dünyaya örnek olan direnişi anlamak gerekiyor. Sürecin tarihsel arka planını ve bugüne nasıl gelindiğini anlatan Erdemol’un kitabı, bu açıdan bir başvuru kaynağı niteliğinde.
