RENAUD LAMBERT
Aynı ölçekteki iki haritayı üst üste koyun: Biri Çin, diğeri Avrupa haritası olsun. Batıdaki Sincan bölgesinin başkenti olan Urumçi’yi, İzlanda’nın başkenti Reykjavik’in üzerine yerleştirin. Bu durumda Pekin’i, Litvanya’nın başkenti Vilnius’un yakınlarında, Guangzhou’yu Sırbistan’ın başkenti Belgrad’ın hizasında, buz festivaliyle ünlü Harbin’i ise Rusya’nın kuzeyindeki Arhangelsk Oblastı civarında bulacaksınız.
Hiç şüphe yok; Çin büyük bir ülke… O kadar büyük ki barındırdığı zıtlıklar “ulusal birlik” fikrine meydan okuyor: 1.4 milyarı aşan nüfus; 56 etnik köken… Kuzeydoğuda kışlık montlar giyilirken, güneybatıda terlikle gezilebilen bir iklim. Her 10 kişiden sadece altısının ana dili olan ve herkesin evinden uzaklaştıkça farklı konuşulmasından şikâyet ettiği ortak bir dil. Ulusal bir tutku olan mahjong oyunu bile her bölge farklı kurallarla oynanıyor.
Yine de Kunming, Pekin, Chongqing, Şanghay, Shenzhen veya Hangzhou sokaklarında dolaşan bir gezgin, hep aynı tiyatroyu görür: O tiyatro sahnesinde, Orta Oyunu’ndaki Pişekâr ve Kavuklu (1) kadar tanınan iki karakter yer alır: Kurye ve emekli… Bu iki karakter, başta yaşları olmak üzere her şeyleriyle birbirlerine zıttır. Başka yerlerde kuşak farklılıkları, sınıf çatışmalarını örtbas etmek isteyenler tarafından birer araç olarak kullanılmış olabilir. (2) Ancak Çin, son on yıllarda öylesine büyük bir değişim geçirdi ki ülkedeki yaş grupları artık farklı sosyo – ekonomik evreleri temsil ediyor: Adeta yer kabuğunun tarihini belgeleyen jeolojik katmanlar gibi. Bu nedenle, emekli figürü ile kurye figürü arasındaki keskin karşıtlık, ülkenin son dönemde geçirdiği dönüşümü ve karşı karşıya olduğu zorlukları anlama çabasına güçlü bir ışık tutuyor.
Özel İçerik
Bu içerik sadece gazeteye abone olan okuyucular içindir.Yazının devamını okumak için gazetemize abone olmak ister misiniz?
