• Abonelik
  • Künye
  • Gizlilik İlkeleri
  • Yayın İlkeleri
  • Kullanım Koşulları
  • Çerez Politikası
  • Reklam
  • İletişim
Cuma, Nisan 3, 2026
Le Monde diplomatique Türkçe
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • LMd
  • Yazarlar
  • Konuk Yazarlar
  • Politika
  • Gündem
  • Dünya
  • Finans
  • Kültür-Sanat
  • Anasayfa
  • LMd
  • Yazarlar
  • Konuk Yazarlar
  • Politika
  • Gündem
  • Dünya
  • Finans
  • Kültür-Sanat
No Result
View All Result
Le Monde diplomatique Türkçe
No Result
View All Result
Anasayfa LMd

Yapay zekâ ile devletin evliliği

Amerikan teknoloji endüstrisinin yükselişini nasıl anlamlandırabiliriz? Basında ve akademik dergilerde; “tekno-feodalizm”, “karanlık aydınlanma” veya “tekno-faşizm” gibi kavramlar birbiriyle yarışıyor. Ancak tarihsel bir perspektif, bizi daha eski ama daha sağlam bir kavrama dayanmaya teşvik ediyor: Emperyalizm.

3 Nisan 2026
in Finans, LMd
Savaş ozanları

SÉBASTİEN BROCA

Paris 8 Üniversitesi Bilgi ve İletişim Bilimleri Profesörü.

Emperyalizm kavramı, dünyadaki kargaşanın yoğunluğuyla orantılı olarak son birkaç aydır yeniden gündeme geliyor. Donald Trump’ın ikinci başkanlık dönemi, ABD’nin dış politikasını eleştirmek için düzenli olarak başvurulan bu terimi yeniden popüler hale getirdi. Ancak emperyalizm başlangıçta daha kesin bir anlam taşıyordu: Devletler ile büyük ekonomik tekeller arasındaki sıkı bağ ve bunların güçler arası rekabet bağlamında sergiledikleri ortak yayılmacılık… 20. yüzyılın başında çeşitli teorisyenler tarafından geliştirilen bu yaklaşım, günümüzde ABD ile büyük teknoloji şirketleri (Big Tech) arasındaki karşılıklı bağımlılık ilişkisini anlamak açısından özellikle aydınlatıcı.

Napolyon sonrasının görece istikrarlı uluslararası ortamını takip eden 1914 – 1918 savaşı öncesindeki on yıllar, sömürgecilik dalgası ve büyük güçler arasındaki düşmanlıkların keskinleşmesiyle karakterize edilir. Ekonomik açıdan ise uygulanan korumacı politikalar, önceki dönemin liberal anlayışından belirgin bir şekilde ayrılır. İngiliz ekonomist John Hobson, 1902 yılında, “aynı siyasi genişleme ve ticari kâr arzusuyla hareket eden rakip imparatorluklar” (1) arasındaki çatışma” ile tanımlanan bu tarihsel durumu “emperyalizm” olarak adlandırır.

Birkaç yıl sonra, Rudolf Hilferding, Rosa Luxemburg, Nikolay Buharin ve içlerinde en ünlüsü olan Vladimir İlyiç Lenin gibi birçok Marksist düşünür konuyu ele aldı. Açıklamaları bazı noktalarda farklılık gösterse de hepsinin yaklaşımları ekonomik dönüşümlerin analizine dayanıyordu. Kapitalizm artık, sanayi sermayesi ile banka sermayesinin (Hilferding’in “finans kapital” olarak adlandırdığı yapı) birleşmesi ve büyük şirketlerin, mensubu oldukları devletlerle kurdukları ittifak ile karakterize ediliyordu. Buharin, bu durumu “ulusal kapitalist tröstlerin” ortaya çıkışı olarak tanımladı. (2) Kendi ulusal pazarını domine eden devleşmiş ve merkezileşmiş şirketler, artık küresel düzeyde şiddetlenen rekabette ayakta kalabilmek için devletin siyasi ve askeri gücüne ihtiyaç duyuyordu.

Marksist teorisyenlere göre emperyalizm, “kapitalist rejimden daha üstün bir ekonomik ve sosyal düzene geçişi işaret eder.” (3) Ancak tarih, onları büyük ölçüde haksız çıkarmıştır. Bu nedenle emperyalizmi, hegemonyacı bir gücün hâkimiyetinin sarsıldığı dönemlerde döngüsel olarak geri dönen bir kapitalizm biçimi olarak değerlendirmek gerekir. 1880 – 1914 yılları arasında liberalizmden emperyalizme geçiş, rakiplerinin yükselişini durdurmak için korumacılığa yönelen Birleşik Krallık’ın endüstriyel gerilemesiyle açıklanabilir. Peki bugün benzer bir dönemden mi geçiyoruz? ABD’nin zayıflaması, kendi gözetiminde gelişen serbest ticaret odaklı küreselleşmenin sorgulanmasını beraberinde getiriyor. Çin’in yükselişi, Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) marjinalleşmesi, yeni gümrük duvarları ve uluslararası hukukun gerilemesi bu durumu açıkça ortaya koyuyor. Nitekim ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick de geçen 20 Ocak’ta Davos’ta bunu açıkça dile getirdi: “Küreselleşme Batı’ya ve ABD’ye fayda sağlamadı; bu politika başarısız oldu.”

DEVLET, ŞİRKETLERİN
YAŞAYACAĞI SORUNLARA
KAYITSIZ KALABİLİR Mİ?

Sermayenin tekelleşmesi, 20. yüzyılın başlarında olduğu gibi bugün de çarpıcı bir şekilde artıyor. Ocak 2026’da, ABD’nin en büyük yedi teknoloji şirketi (Nvidia, Alphabet, Apple, Microsoft, Amazon, Meta, Tesla), S&P 500 endeksinin toplam değerinin yüzde 34’ünü oluşturuyordu; bu oran 2016’da yüzde 12.5’ti. 2025 yılında ABD’deki büyüme, büyük oranda teknoloji devlerinin yeni yapay zekâ (YZ) altyapılarını kurmak ve sektörün “yıldızları” olan OpenAI ve Anthropic’i desteklemek için yaptıkları devasa yatırımlardan kaynaklandı. 2026 yılında bu yatırımların daha da artması ve sadece Amazon, Alphabet (Google), Microsoft ve Meta için 650 milyar dolara ulaşması bekleniyor (Reuters, 23 Şubat 2026).

Bu şirketlerin muazzam kârları bir süreliğine sermaye çılgınlığını beslemiş olsa da artık bu yeterli gelmiyor. OpenAI ve Anthropic, ek fon sağlamak amacıyla 2026 yılında halka açılmayı planlıyor. Sektör aynı zamanda banka dışı finansal aktörlerden (girişim sermayesi, varlık yönetim şirketleri, özel kredi fonları) giderek daha yüksek miktarlarda borç almak zorunda kalıyor. Yapay zekâ altyapısı sağlayıcıları olan Oracle ve CoreWeave’in yaklaşık 100 milyar dolar borçlandığı belirtiliyor. Amazon, Google ve Meta gibi dev oyuncular da karmaşık finansal düzenlemeler aracılığıyla borçlanma yoluna gidiyor. (4) Kârlılık beklentilerinin belirsizliğini koruduğu teknoloji sektörü, finans dünyasıyla her zamankinden daha fazla iç içe geçmiş durumda; nitekim OpenAI ancak 2029 yılında kâra geçmeyi öngörüyor.

Tüm bu tablo, artık bu harcamaların “riskini azaltmaya” çalışan ABD hükümetinin belirleyici rolünü açıklıyor. OpenAI’ın mali işler direktörü, 5 Kasım 2025’te Wall Street Journal’a verdiği demeçte yapay zekâ altyapı yatırımlarını güvence altına almak için bir “federal garanti” imkânından söz etti. Bu açıklama büyük tepki çekince hızla düzeltildi. Ancak mesaj alınmıştı: OpenAI artık “too big to fail – batamayacak kadar büyük” bir yapıydı; yani devlet, bu şirketin yaşayabileceği olası zorluklara kayıtsız kalamazdı.

Bu özel durumun ötesinde, Trump yönetimi yeni bir sanayi politikası uygulamaya koyuyor. Devlet; kendisine ait arazilerde veri merkezleri, kömür santralleri ve nükleer santraller kurulmasını teşvik ediyor. Bu yeni tesisleri, Ulusal Çevresel Politika Yasası’nca (NEPA) zorunlu olan çevresel etki değerlendirmelerinden muaf tutuyor. Son olarak Beyaz Saray, Ticaret Bakanlığı’ndan bu stratejik projelere finansal destek (krediler, garantiler, sübvansiyonlar, vergi teşvikleri, gümrük muafiyetleri) sağlamasını istedi. (5) Böylece, gerçekliğin, kendi kendini düzenleyen piyasa fikriyle sadece uzak bir benzerlik taşıdığı açıkça ortaya konmuş oluyor. Tabii ki görmek isteyene…

ABD, STRATEJİK
SEKTÖRLERDE NEDEN
ORTAKLIKLAR KURUYOR?

Nikolay Buharin, yüzyıldan uzun bir süre önce, emperyalizm politikasının ekonominin uluslararasılaşması ile onu “ulusal çerçevelere hapsetme” arzusu arasında ikiye bölündüğünü vurgulamıştı. (6) Bu tespit bugün yeniden dikkate değer bir geçerlilik kazanıyor. Neoliberal küreselleşme, özellikle Güneydoğu Asya’daki çok sayıda taşeron firmaya dayanan Amerikan teknoloji şirketlerinin, küresel zincirlerde üretilen değerin büyük bir kısmını ele geçirmesine on yıllardır olanak sağlıyordu. Ancak, birbirini izleyen Amerikan hükümetlerinin ABD’nin stratejik bağımlılıklarını azaltmayı amaçladığı ve Çin üzerindeki üstünlüğünü korumak için yapay zekâya güvendiği bir dönemde, bu ekonomik örgütlenme de sorgulanıyor. Amerikan teknoloji sektörünün küreselleşmenin ekonomik yapıları içindeki konumunu sürdürme çabası, Washington’ın değer zincirlerini ulusal güvenlik önceliklerine göre yeniden düzenleme isteğiyle çatışıyor.

Bu koşullarda ekonomik müdahalecilik çeşitli biçimler alıyor. Amerikan devleti, madencilikten nükleer enerjiye ve yarı iletkenlere kadar stratejik görülen sektörlerde faaliyet gösteren şirketlere doğrudan ortak oluyor. Ayrıca Nvidia ile yapılan bir anlaşma sayesinde, daha önce ambargoya tabi olan H200 çiplerinin Çin’e satışından elde edilen gelirlerin yüzde 25’ini alma hakkını elde etti. Wall Street Journal bu durumu, yeni bir “devlet kapitalizminin” doğuşu olarak nitelendiriyor. (11 Ağustos 2025)

Bir diğer sembolik girişim ise Google ve Palantir’in eski yöneticisi olan ve Çin’e karşı tavizsiz tutumuyla tanınan Ekonomik İşlerden Sorumlu Müsteşar Jacob Helberg tarafından Dışişleri Bakanlığı’nın çatısı altında yürütülen Pax Silica ittifakı. Pax Silica, ABD liderliğinde “güvenilir müttefikler ve ortaklar” arasında bir koalisyon kurarak, nadir toprak elementlerinden en gelişmiş teknolojik modellere kadar uzanan yapay zekâ değer zincirini güvence altına almayı hedefliyor. (7) Üyeleri arasında Avustralya, Güney Kore, Birleşik Arap Emirlikleri, Yunanistan, Hindistan, İsrail, Japonya, Katar, Birleşik Krallık ve Singapur bulunuyor. Her ülke kendi güçlü yönlerine göre katkı sunuyor: Avustralya kritik metaller sağlarken, Katar ve BAE ucuz enerji ve yatırım kapasitesi sağlıyor. Japonya ve Güney Kore, yarı iletkenler konusundaki uzmanlıklarıyla öne çıkıyor. Yenilik sürecinin en kritik aşamalarını kontrol altında tutan ABD ise kendi teknoloji ürünleri için pazarlar yaratmayı garanti altına alıyor. Pax Silica, bu yönüyle Çin’in teknolojik ve bilimsel özerklik politikasına verilen bir yanıt niteliği taşıyor. Aynı zamanda da Amerikan teknoloji sektörünün artık kendi kendine yeten kapalı bir yapı içinde gelişemeyeceğini, uluslararası bağımlılıklarını yeni siyasi öncelikler doğrultusunda yeniden düşünmek zorunda olduğunu gösteren bir örnek teşkil ediyor.

SİLİKON VADİSİ,
ORDUYLA ÇALIŞMA
ÇEKİNCESİNİ BIRAKTI

Her emperyalist nitelikli tarihsel yapıda olduğu gibi askeri mesele de bu konuda merkezi bir öneme sahip. ABD devleti ile teknoloji sektörü arasındaki karşılıklı bağımlılık ilişkisi, savunma ve güvenlik meseleleri etrafında şekilleniyor. Şubat ayında Anthropic ile Pentagon arasındaki çekişme bu durumu net biçimde ortaya koydu. Şirket, otonom silahların insan denetimi olmadan yönetilmesine ve ABD halkını izlemek için kullanılmasına izin vermeyi reddetti. ABD Başkanı ise federal kurumlara şirketle olan tüm iş birliğini durdurma talimatı verdi. Yapay zekâ etiketi altında geliştirilen teknolojilerin önemli bir bölümü, Washington’ın askeri üstünlüğünü ve ekonomik hâkimiyetini güvence altına alma amacına hizmet ediyor. Beyaz Saray, “küresel düzeyde tartışılamaz ve sorgulanamaz bir teknolojik egemenlik” hedefliyor. Pentagon, yapay zekâyı “Amerika’nın yeni Alın Yazısı” olarak tanımlıyor. (8)

Silikon Vadisi şirketlerinin ezici çoğunluğu polis ve orduyla çalışma konusundaki çekincelerini aşmış durumda. Bu dönüşüm, Palantir’in kurucu ortağı Alexandre Karp tarafından teorize edildi. Karp’a göre, Amerikan üstünlüğünün korunması için “devlet ile yazılım endüstrisinin birleşmesini” gerekiyor. (9) 2013’ten bu yana CIA’ye, 2021’den itibaren NSA’ye bulut hizmetleri sağlayan Amazon, 2022’den bu yana Google, Microsoft ve Oracle ile birlikte yapılan sözleşme kapsamında Savunma Bakanlığı’na da aynı hizmetleri sunuyor. Llama adlı yapay zekâ modelinin askeri amaçlarla kullanılmasına izin veren Meta, savunma teknolojisi alanında bir yıldız olan Scale AI’yi satın aldı; bu şirketten gelen Michael Kratsios, bugün Trump’ın teknoloji ve bilim alanındaki baş danışmanı. Anthropic’in gözden düşmesinden hemen yararlanan OpenAI, şirketin Pentagon’daki yerini aldı. Büyük teknoloji şirketleri ile askeri kurumlar arasındaki personel alışverişi de giderek artıyor. (10) Büyük teknoloji şirketlerinin devletten bağımsız hale geleceği yönündeki tekno – liberal fantezilerin aksine, bir askeri – dijital kompleks ortaya çıkıyor ve bu yapı, 20. yüzyılın başlarındaki kamu – özel sektör simbiyozunu anımsatıyor.

Bununla birlikte, günümüze özgü birkaç karakteristik özellik de mevcut. ABD hegemonyası krizde olsa bile emperyalist güçler arasındaki rekabet bugün 1914 öncesine göre çok daha dengesiz seyrediyor. Dahası, devlet ile sermaye arasındaki ittifak, ulusal ekonomilerin birbirine olan bağımlılığının 20. yüzyıl başındakinden çok daha fazla olduğu bir bağlamda kuruluyor. Sonuç olarak, siyasi iktidar ve kapitalist elitler çelişkili eğilimler arasında kalmış durumda. Trump yönetimi, Çin’e karşı sert bir çizgiyi savunan “şahinler” ile teknoloji ve ticaret kısıtlamalarının gevşetilmesini isteyen daha neoliberal bir eğilim arasında bölünüyor. (11) Bu ikilem Silikon Vadisi’nde de görülüyor. Nvidia ve Oracle gibi şirketler, Çin ile ekonomik ilişkilerden hiçbir şekilde vazgeçmek istemiyor; savunma teknolojisi alanındaki şirketler ise ABD ile Çin arasındaki rekabetin şiddetlenmesinden rahatsızlık duymuyor.

Teknoloji sektöründeki emperyalist dönüşüm, şirketlerin kendi bünyesinde de çalkantılara yol açıyor; örneğin çalışanlarının büyük çoğunluğu Demokrat Parti’ye yakın olan Google gibi devlerde bu durum açıkça hissediliyor. (12) Öte yandan, teknoloji sektörünün Trump yönetimiyle kurduğu ittifaka damga vuran yolsuzluk, kayırmacılık ve usulsüzlük iddiaları, Silikon Vadisi elitleri ile “Make America Great Again – ABD’yi yine büyük yap” (MAGA) hareketinin tabanı arasındaki ayrışmayı daha da derinleştirme riski taşıyor. Son ve belki de en önemli belirsizlik ise bizzat teknolojinin kendisiyle ilgili. Bazı uzmanlar, yapay zekânın “ne pahasına olursa olsun” geliştirilmesini stratejik bir hata olarak yorumluyor. Araştırmacı Gary Marcus, “kazanılması imkânsız olan bir yarışı kazanmak için akılsızca bir çabaya girişip finansal iflasa sürüklenecek kadar borçlanmayan bir ülkenin gerçek kazanan olabileceğini” söylüyor. (13) Başka bir deyişle; imparatorluklar genellikle kendi aşırılıkları yüzünden çökerler…

(1) John A. Hobson, “Imperialism. A Study”, James Pott & Co., New York, 1902.
(2) Nikolaï Boukharine, “L’Économie mondiale et l’impérialisme. Esquisse économique”, Anthropos, Paris, 1971.
(3) Vladimir Ilitch Lénine, “L’Impérialisme, stade suprême du capitalisme”, Éditions sociales, Paris, 1945.
(4) Bkz. Evgeny Morozov, “La souveraineté comme marchandise américaine”, Le Monde diplomatique, Kasım 2025. Ayrıca bkz. Advait Arun, “Bubble or nothing : data center project finance”, Center for public enterprise, Kasım 2025, https://publicenterprise.org
(5) Bkz. Brian J. Chen, “The big AI state. How the Trump administration is shaping US industrial policy toward ‘global technological dominance’”, 21 Ocak 2026, https://datasociety.net
(6) Nikolaï Boukharine, a.g.e.
(7) United States Department of State, “Pax Silica”, www.state.gov
(8) “Winning the race. America’s AI action plan”, Temmuz 2025, www.whitehouse.gov ; United States Department of State “The war department unleashes AI on new GenAI.mil Platform”, 9 Aralık 2025, www.war.gov
(9) Alexander Karp ve Nicholas Zamiska, “The Technological Republic. Hard Power, Soft Belief, and the Future of the West”, Crown Publishing, New York, 2025.
(10) Bkz. Francesca Bria, “Le coup d’État de la Tech autoritaire” ve Evgeny Morozov, “La souveraineté comme marchandise américaine” Le Monde diplomatique, Kasım 2025.
(11) Bkz. Mathilde Velliet, “Les trumpistes veulent-ils vraiment faire la guerre à la Chine ?”, Institut français des relations internationales, 3 Şubat 2026, www.ifri.org
(12) Bkz. Kali Hays, “Google staff call for firm to cut ties with ICE”, 6 Şubat 2026, www.bbc.com ve Frédéric Lordon, “Marx va avoir raison (IA et lutte des classes)”, La pompe à phynance, Les blogs du “Diplo”, 2 Mart 2026.
(13) Gary Marcus, “The core misconception that is driving American AI policy”, 14 Aralık 2025, https://garymarcus.substack.com

Tags: BigtechDEVLETEMPERYALİZMLe Monde diplomatique Türkçe Nisan 2026TEKNOLOJİYAPAY ZEKA
Anka Haber Ajansı Anka Haber Ajansı Anka Haber Ajansı

Hakkında

Le Monde diplomatique Türkçe

Aylık olarak yayınlanır.

Kategoriler

  • LMd
  • Yazarlar
  • Konuk Yazarlar
  • Politika
  • Gündem
  • Dünya
  • Finans
  • Kültür-Sanat

Bağlantılar

  • LMd Dijital Abonelik
  • LMd Abonelik
  • Reklam
  • Arşiv
  • Dünyada LMd
  • Abonelik
  • Künye
  • Gizlilik İlkeleri
  • Yayın İlkeleri
  • Kullanım Koşulları
  • Çerez Politikası
  • Reklam
  • İletişim

© 2023 Le Monde Diplomatique Türkçe - Tüm hakları saklıdır.

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • LMd
  • Yazarlar
  • Konuk Yazarlar
  • Politika
  • Gündem
  • Dünya
  • Finans
  • Kültür-Sanat
  • ————
  • Abonelik
  • Künye
  • Gizlilik İlkeleri
  • Yayın İlkeleri
  • Kullanım Koşulları
  • Çerez Politikası
  • Reklam
  • İletişim

© 2023 Le Monde Diplomatique Türkçe - Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

Bu internet sitesi çerezleri kullanır. Bu internet sitesini kullanmaya devam ederek çerezlerin kullanılmasına izin vermiş olursunuz. Çerez Politikası sayfamızı görüntüleyin.
Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?