NEBAHAT KOÇ
Ressam, gravür sanatçısı, aynı zamanda bir matematikçi olan Albrecht Dürer, 1471 yılında, Macaristan’dan kuyumcu olarak Almanya’ya göç etmiş bir baba ile yine kuyumcu aileden gelen bir annenin çocuğu. Dürer çiftinin 18 çocukları olsa da sadece üçü hayata tutunabilmiş. O çocuklardan biri de Albrecht Dürer. Babasıyla aynı adı taşıyan Dürer, önce babasının yanında kuyumcu çıraklığı sonraki yıllarda da ressam Michael Wolgemunt’un çıraklığını yapar. Bu süreçte küçük yaşlarda yeteneğini de sergiler. 13 yaşında kendi portresini, bir yıl sonra da iki Madonna’yı yapar.
St. Lorenz’deki Latin okulunda eğitim gören Dürer, henüz 19 yaşındayken ilk büyük yolculuğuna çıkarak Colmar ve Basel’de bulundu. Kız arkadaşı Agnes için Nürnberg’e dönerek onunla evlendi. Anne-babasının aksine çiftin çocukları olmadı. Dürer evlendikten kısa süre sonra yine büyük bir yolculuğa çıktı. Bu kez yönü İtalya’ydı. Uzun süre Venedik’te kaldı. Ressam Giovanni Bellini ile yakın dostluk kurdu. Bu süreçte Tespih Bayramı, Genç İsa Doktorlar Arasında, Kutsal Üçlü’nün Tapınması’nın da aralarında olduğu birçok eser üretir. Yine çeşitli portreler ile ağaç, bakır oyma çalışmaları da yapar. Böyle olunca İtalya’da çok popüler oldu. Öyle ki resmi yetkililer, Dürer’in orada daimi kalması için teklifte bulundu. Ancak o Nürnberg’e geri döndü. Ve yaşamının sonuna kadar kentinde; aynı evde yaşadı. 57 yaşında genç bir yaşta da bu evde hayatını kaybetti. 6 Nisan sanatçının 498. ölüm yıl dönümü. Bu vesileyle ömrünü geçirdiği bu evi şimdi birlikte dolaşacağız.

KUZEY AVRUPA’NIN TEK RÖNESANS SANATÇI EVİ
Tarihi ahşap ev bugün Nürnberg’e gelenlerin gezmeden dönmediği bir müze. Doğal olarak benim de Nürnberg seyahatimin olmazsa olmaz duraklarındandı. Kentin en ünlü oğlu olarak; evin bulunduğu caddeye ressamın adı verilmiş. 39 numaralı bina, İmparatorluk Kalesi’nin hemen karşısında. Eğimli caddenin hemen başında. Evin önemli bir değeri de İtalya dışında varlığını sürdüren tek Rönesans dönemi sanatçı evi olması… Yani Kuzey Avrupa’da 16. yüzyıldan kalan tek sanatçının evi… Bu binanın bir özelliği de 1828’den bu yana ilk Alman sanatçı müzesi olması.
Evin tarihine de bakalım… 1420 yılında inşa edildiği bilinen yapı 1501 yılında Bernhard Walther tarafından yeniden inşa edilmiş. Walther ailesi evi, 1509 yılında Albrecht Dürer’e satıyor. 1528 yılına kadar bu evde yaşayan sanatçı dünyaca ünlü eserlerini de burada yapar.

MÜZEYİ DÜRER’İN EŞİ GEZDİRİYOR!
Sanatçının ölümünden sonra ev onlarca kez el değiştirmiş. Dürer’in 300. ölüm yıl dönümünde ev bağışlanınca anma odasıyla müzenin ilk adımı atılır. 1871 yılında Albrecht Dürer Evi Derneği tarafından bina tamamen müze haline getirilmiş. İkinci Dünya Savaşı’nda hasar alsa da yıkılmayan müze, savaştan dört yıl sonra kapılarını yeniden açmış. Çeşitli tadilat ve genişlemelerle de bugünkü haline ulaşmış.
Klasik Alman mimarisindeki yarı ahşap dört katlı müze Dürer’in hayatı ve sanatına ayna tutuyor. Binanın ana giriş kapısının üzerinde sanatçının bronzdan portresi yer alıyor. Tarihi yapıya adım atar atmaz karşınızdaki duvarda Dürer’in etkileyici, devasa boyutlardaki otoportresi karşılıyor sizi. Tüm duvarı kaplayan bu otoportresinin bitişiğindeki duvarda da bilgi ve resimlerle aile geçmişi anlatılıyor. Yine giriş katında dijital bir panoda sanatçının önemli yapıtları sıralanıyor. Minik ebattaki bu eserlerin üzerine dokununca eser büyüyor. Böylece sanatçının istediğiniz çalışmasını daha detaylı inceleyebiliyorsunuz. Dikkat çeken özel bir ayrıntı da, -biz denk gelemesek de- müzede Dürer’in eşi Agnes Dürer rolündeki bir tiyatro sanatçısının ziyaretçilere rehberlik etmesi. Çok etkileyici değil mi?

DÜRER SALONU
Müze evde Dürer’in yaşam alanı, çalışma atölyeleri ile kalıcı sergiyi gezebiliyorsunuz. Sanatçının günlük yaşamının bu ipuçları müzenin birinci katında sergileniyor. Odaları, eşyaları, mutfağı ve ocağı sizi geçmişe götürüyor. Bu arada evin mobilyalarının tasarımı Nürnberg Sanat Okulu profesörü Friedrich Wilhelm’e ait. Sanatçının tanınmış eserlerinin son gelişmiş kopyaları müzenin ikinci katındaki Dürer Salonu’nda sergileniyor. Orijinallerinin dünyanın önde gelen müzelerinde olduğunu da hatırlatalım. Yine bu katta bakır baskı ve boyama atölyesi var. Bu bölümde de Dürer döneminin sanatsal tekniklerin gösteriliyor. Bu atölyede sanatçının dolabı, sanat çalışması hakkında bilgi sahibi oluyorsunuz. Atölyenin karşı odasında ise tarihi bir matbaa makinesinin reprodüksiyonu yer alıyor. Müzenin üçüncü katında ise sanatçının grafik eserleri ile dijital Dürer portre örnekleri sergileniyor. Son katta ise geometrik çizimler ile dönemine ait çalışma araç gereçlerini gezebiliyorsunuz.
Tarihi yapıda hem geçmişin hem de sanatçının günlük yaşamı ile sanatının izini sürmek oldukça ayrıcalıklı bir deneyimdi.
Bu arada müzenin hediyelik eşya satan bölümü, evinin hemen karşısındaki binanın alt katında. Müzenin içinde değil yani. Buradan sanatçın eserlerinin kartpostalları, defteri gibi anı oluşturabilecek objelerini satın alabilirsiniz.
İKONİK ESERLERİ
Gelelim sanatçının tarzı ve öne çıkan eserlerine… Dürer’in otoportre ve portre çalışmalarıyla öne çıktığını belirtmiştik. Sanatçı bu eserlerindeki fiziksel tasvirleriyle birlikte özellikle psikolojik betimlemeleriyle de sanat tarihine damga vurdu. İkonik eserlere imza attı. Otoportresinin yanı sıra babası ve annesinin de çok sayıda portresini yaptı. Yine imparator ve o dönemin önde gelenleri de portresini yaptıkları arasındaydı. Sanatçının eserlerinde ölüm, din ile günlük yaşam konuları da ağırlıkta oldu.
Gelelim eserlerine; tablolarına…Kahverengi Tavşan (1502), Tesbih Festivali (1506), Adem ve Havva (1507), Dua Eden Eller (1508), Dört Havari (1526), Anvers Limanı (1520), Kürk Etekli Otoportre (1500). Sanatçının gravürleri arasında da, İsa’nın Son Akşam Yemeği (1510), Şövalye, Ölüm ve Şeytan (1513), Davada Hieronymus (1514), Gergedan (1515) öne çıkan yapıtlarından sadece birkaçı.
