GÜLŞAH İNCE
Gazeteci
2025 yılının Mart ayı, Türkiye’nin siyasi tarihine eşi benzeri görülmemiş bir operasyon ve tutuklamalarla geçti. 2026 yılının Mart ayı da öyle; daha önce şahit olunmamış 11 duruşma izledik; 14 savunma dinledik. Gerilimler yaşandı, duygusal anlar, yasaklar, hukuken tartışmalı ilkler…
Diploma davasından Silivri 1 No’lu duruşma salonuna aşina olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu dışında 106 tutuklu isim ilk kez hâkim karşısına çıktı. Tedirgin değillerdi; yüzleri gülüyordu. Sonunda bir muhatap bulabilmişlerdi. Artık konuşma fırsatı bulabilen, bir rahatlamayla dönüyordu sandalyesine… Bir kişi hariç; heyet karşısına çıkan ilk “itirafçı” hâkimi bile şaşırtan çelişkileriyle hücresine döndü, artık duruşmalara gelmiyor. Detayına birazdan gireceğiz.
Tarihi davanın ilk günü, 9 Mart 2026’da sadece itiraz sesleri yükseldi; duruşma bile başlayamadı. Adeta bir psikolojik savaş vardı. “Siz yargılamaya değil, başka bir şeye gelmişsiniz” diyerek salondan hızla ayrılan mahkeme heyetine ve savcıya sesini duyurmaya çalışan İmamoğlu, 10 Mart sabahı salona daha kararlı döndü. Çevresi jandarmalarla çevriliydi bu kez, kürsü engeli karşısında yerine oturmama kararı aldı. Siyasetteki başarılı yönünü bir kez daha ortaya çıkardı: Kriz anında sloganlaşacak bir sözle insanları harekete geçirmek… “Ben ayaktayım!” dedi ve tüm salonu ayağa kaldırdı. Mahkeme başkanına, jandarmaya “Geri çekilin” emri verdirmeyi başardı. İlk gün alamadığı konuşma hakkını bu kez aldı: “Lütfen ama lütfen, bu arkadaşlarımı evine yollayın. Bu sistemin derdi benimle. Ben burada sizinle bu süreci yönetmeye hazırım. Anneler, çocuklarıyla buluşsun. Çocuklar, evlerine gitsin. İnsanlar, hasta. Gitsin, tedavilerini yaptırsın…”
İmamoğlu, savunma listesinde 107 isim arasında 106. sırada… Bu da en erken nisan sonunda konuşabileceği anlamına geliyor. “Örgüt lideri” olduğu iddiasıyla suçlanan İmamoğlu, en azından hukukun ona verdiği soru sorma hakkını kullanabiliyor. Elinde notlarla, pür dikkat iddia makamını ve ifadeleri takip ediyor. Öyle ki; savcının ekranda “delil” olarak gösterdiği tabloya, “Yıllık geliri 5 milyar lira olan bir şirketin aylık harcamasının 20 milyar lira olması imkânsız” diyerek tepki gösterdi.
Bazı medya kuruluşları tarafından “İBB davasının en kilit ismi” olarak lanse edilen itirafçı Ümit Polat, davanın seyrini değiştirmiş olabilir ama tam tersi yönde… Nasıl mı? İşte duruşma salonundaki o diyaloglar:
Polat: Ben para istendiğini görmedim.
Mahkeme başkanı: Ümit, bunlar senin beyanın.
Polat: Ben milletin konuştuğunu söylüyorum. Hiçbir ifademde “gördüm” demedim
Avukat: Ali Sukas’ın para aldığına dair herhangi bir şey gördünüz mü?
Ümit Polat: Para olarak doğrudan görmedim. Çantayla gelip, boş çıkanları gördüm.
Mahkeme Başkanı: Çantanın para dolu olduğunu mu söylüyorsunuz?
Ümit Polat: Para dolu olduğunu bilemem ki uzaktan gördüm.
Ümit Polat, sonraki günlerde “psikolojim bozuldu” diyerek duruşmalara katılmayacağına dair bir dilekçe sundu. Bir başka ses getiren dilekçe de yine etkin pişmanlıktan faydalanmak isteyen ama tutukluluğu süren Murat Kapki’den geldi. 2 Mart’ta verilen ama 24 Mart’ta ortaya çıkan bu dilekçeye göre Kapki, kendinden istendiği gibi ifade vermek zorunda kalmıştı: “24 Haziran’da savcılığa savcılığa götürüldüğüm esnada eşimin de gözaltına alındığını öğrendim. Eşimin de tutuklanması halinde çocuklarımızın durumunu düşündüm. Ayrıca kardeşim Serhat Kapki de tutuklanmıştı. (…) Savcı beyin odasına girdiğimde yaklaşık bir saat boyunca baş başa sohbet ettiğimizde bazı suçlamaları kabul etmediğimde ve yeni ifadeler vermediğim sürece serbest kalmayacağımdan emin oldum.”
Duruşma salonundaki tavırları da dikkat çekiyordu. İtirafçı denilen isimler İmamoğlu salona girdiğinde ayağa kalkıyorlar, onu selamlıyorlardı. Hatta Kapki, İmamoğlu’na alkışa eşlik ediyordu. İBB Davası canlı yayınlanabilse, kesinlikle izlenme rekorları kırardı.
Resul Emrah Şahan ve Mehmet Murat Çalık… İstanbul’un seçilmiş belediye başkanları, “özel vasfa haiz suç örgütü üyesi olmakla” suçlanıyor. Rüşvet suçlamalarıyla karşı karşıyalar. İddiaya göre; Şahan Şişli’ye, Çalık ise Beylikdüzü’ne sisteme para aktarmak amacıyla “örgüt lideri” İmamoğlu tarafından gönderildi. Savcılığa göre, seçmen iradesi yok. Yine savcılık tarafından göz ardı edilen bir başka durum ise büyük miktarlarda rüşvet toplayan belediye başkanlarının gelirlerinde MASAK raporlarına göre bir artış olmaması.
Şişli’nin göbeğine yapılmak istenen 24 dönümlük bir araziye 72 katlı gökdelenin planına karşı çıktığını hatırlatan Resul Emrah Şahan’a göre tutuklu olmasının tek nedeni var: “Sayın Vali kaç kere çağırdı beni. ‘Ne olacak Şişli’de her yerde gökdelen var, burada da bir gökdelen olsun’ dedi. ‘Sıkıntı çıkacak’ dedi. Yapmadık. Bugün ben müteahhitlerin istediğini yaptığım için değil, yapmadığım için tutukluyum.”
Murat Çalık hakkında da aynı iddialar var. Çalık, eylemlere tek tek yanıt verdi. Kanser geçmişi olan ve risk altında bir isim olarak yüksek bir performans sergiledi ancak beş saatlik savunması sonrası gece üç saatini hastanede geçirdi. “Sayın Başkan, özgürlük sadece üç hece değil mi? Öz-gür-lük… Üç hece ama ne çok şey anlatıyor” diyen Çalık, tüm salonu ve 80 yaşındaki annesini kendi yazdığı şiirle ağlattı: “Demir kapıları kapatsalar da / Günleri sana saydırsalar da / İçinde yangınlar çıkartsalar da / Umutsuzluk değildi yaşadıklarım.”
Duruşma salonunda geçen üç haftada yaşanan tek duygulu an bu değil. CHP milletvekili Özgür Karabat’ın şoförü Sırrı Küçük, hakime birçok kez “Neden buradayım?” diye sordu. Kendinin bile bilmediği nedeni, beş yaşındaki kızına hiç anlatamadığını, görüş günlerinde kızına “Burası polis okulu” dediğini söyledi.
Tutuklu isimlerden Murat Keleş’in kızı da babasını başka yerde biliyor.
Keleş, “Sırrı Küçük’ün kızı burayı polis okulu sanıyordu benim kızım da burayı inşaat zannediyor. ‘Baba inşaat bitti mi, geliyor musun artık’ diye soruyor” dedi.
AYNI GÜN İKİ
FARKLI HÂKİMİN
KARŞISINA ÇIKTI
İBB Davası’nın 4. Haftasına girildiğinde Ekrem İmamoğlu aynı gün iki farklı hâkimin karşısına çıktı. Giriş kattaki 1 No’lu duruşma salonunda İBB Davası, eksi ikinci kattaki 2 No’lu duruşma salonunda ise “Bilirkişi Davası” vardı. Her iki davanın sanığı olarak İmamoğlu, güne eksi ikinci katta başladı. Karşısında yine davalarının değişen hakimlerinden biri vardı, yeni bir yüzdü. İmamoğlu için atılan sloganlara karşılık salon düzeni uyarısı yaparak başladı ancak uyarısı salonda gülüşmelere neden olacak bir diyaloğa zemin hazırladı:
Hâkim: Yukarıda başka bir duruşma daha var.
İmamoğlu: Evet, buradan oraya geçeceğim.
Bilirkişi Davası’nın 4. Duruşmasında savunma yapan Ekrem İmamoğlu’nun sözleri sadece bu dava kapsamında kalmadı. Neden aynı günde iki farklı mahkemede iki farklı hâkim karşısında sanık olduğunun ve neden sürekli kendi davalarında hâkim atamaları yaşandığının perde arkasını açmaya çalıştı, siyasi tabloyu çizdi. O’nun için her birine ayrı isim verilen bu davaların tek bir adı vardı: “Ekrem İmamoğlu Yargılamaları”
‘BİZ Mİ ÖRGÜTÜZ
YOKSA DAVALARI
KURGULAYANLAR MI?’
Bilirkişi Davası’nda karar 13 Temmuz’da verilecek ancak İmamoğlu, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) doğrudan müdahalesiyle, davanın doğal yargıçlarının kendi kararlarını veremediğini söyledi ve sordu: “Her yerde soruyorum; biz nasıl örgütüz? Biz mi örgütüz yoksa her davayı aynı bilirkişiyle aynı savcılarla kurgulayan, sonra o isimleri ödüllendiren bu sistem mi örgütlü bir suç işliyor? Bence çok net. Bu ülke, sırat köprüsündedir ve bu köprüde en önemli sınavı yargıçlar vermektedir.”
İBB Davası duruşmalarında söz alma konusunda kısıtlı imkânı olan Ekrem İmamoğlu, Bilirkişi Davası’nda iki saat süren bir savunma yaptı. Sözleri sertti, kâğıtlara vurarak konuştu. Göndermeler de yaparak Adalet Bakanı Akın Gürlek’i eleştirdi: “1.5 milyar lira bir duruşuma salonu için harcanır mı? Bunu ancak gayrimenkule meraklı bir yargı mensubu akıl edebilir. Ben o akla da akıl demem. Burada kurulan düzen hukuka göre değil, beklentiye göre karar verenleri ödüllendiren, hukuka sadık kalanları ise cezalandıran bir düzendir. Onlar da toplasan 50 – 100 kişi. Hadi oradan, cürümünüz kadar yer yakarsınız. Öfkem çok büyük sayın hakim. Çok büyük öfkem… Saklanamaz bir boyuta gelmiştir; bu ülkede artık adil yargılama ‘istediğimizi vermezsen seni aylarca tutuklu yargılarız’ anlayışla yapılıyor.”
Ekrem İmamoğlu, hukuk sisteminin adil davranmak yerine tutukluluk sopasını gösterdiğini, bizzat yaşadığı bir örnekle anlattı: “Adamın öksürük, böğürme sesiyle ben uyuyamadım. Yanımda ama hapishanede ses geçmiyor, benim sesimi duymuyor. Sesleniyorum ‘İyi misin’ diye, sesim gitmiyor ama ben onun böğürmesini duyuyorum. İftiracı olmuş. Demek ki dayanamıyor hapishaneye…”
İmamoğlu’nun siyasetin gölgesindeki hukuk sistemini eleştiren sözleri sonrası, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı kamu görevlisine hakaret ve tehdit iddiasıyla soruşturma başlattı. Duruşma kayıtları henüz resmi olarak zapta geçmemişken, üstelik mahkeme salonunda, mahkeme başkanı karşısında, onun sorumluluğunda olan bir alanda yapılan savunmaya savcılık soruşturma açabilir miydi? İki mahkeme salonu arasında merdivenlerden çıkarken avukatlarından yeni soruşturmayı öğrenen İmamoğlu, İBB Davası’nın hâkimine, herkesin ve en başta kendi aklındaki o soruyu sordu:
İmamoğlu: Sayın hâkimim, burada konuşurken naklen mi izleniyoruz, haberimiz yok? Böyle bir dava açılabilir mi? Buna birinin hakkı var mıdır? Yani mahkemenin tutanağı çıkmadan…
Mahkeme başkanı: Bilgim yok bu konuda.
Ekrem İmamoğlu: Bilginiz yok. Çok net. TRT naklen veriyor da benim mi haberim yok bilmiyorum.
