PIERRE RIMBERT
Bir grup akademisyen, 2020 yılında daha önce benzeri görülmemiş bir aracı kamuoyuna sundu: Diplomasinin her zaman savaştan daha yumuşak ve daha insancıl olduğu varsayılan bir silahının, yani yaptırımların 1950’lerden günümüze kadar nasıl kullanıldığını listeleyen bir veri tabanı. Yaptırımlar çoğu zaman Batı ülkeleri tarafından dayatılıyor; Güney ülkeleri ise yaptırımlara maruz kalıyor. Her on vakadan yedisinde ise yaptırımlar ilan edilen hedeflere ulaşma konusunda başarısız oluyor. (1)
Buna rağmen bu zorlama biçimi hiç olmadığı kadar yaygın kullanılıyor. Hedef alınan ülkeler 1960’larda dünya ekonomisinin yüzde 5’ini temsil ederken, 2010’lar boyunca bu oran yüzde 25’e çıktı. Yaptırım uygulanan ülkelerin elit kesimleri çoğu zaman bu yaptırımları atlatmanın bir yolunu buluyor; bedeli ise halklar ödüyor. Peki ama ne ölçüde? Geçen yaz üç araştırmacı, 1971 ile 2021 yılları arasında ABD ve Avrupa Birliği tarafından 152 ülkeye uygulanan yaptırımların sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin bir çalışmanın sonuçlarını yayımladı. (2) Sonuçlar, Küba, İran, Afganistan, Rusya, Kuzey Kore ve diğer ülkelere “insani” gerekçelerle yaptırım uygulayan Batılı liderlerin kendi kendilerine duydukları erdemli tatmine farklı bir ışık tutuyor: “Tek taraflı yaptırımların yılda 564 bin 258 ölüme yol açtığını tahmin ediyoruz.” Yani 50 yılda 28 milyondan biraz fazla ölüm…
Özel İçerik
Bu içerik sadece gazeteye abone olan okuyucular içindir.Yazının devamını okumak için gazetemize abone olmak ister misiniz?
