AYKUT KÜÇÜKKAYA
Elinizde tuttuğunuz Türkiye’nin aylık gazetesi Le Monde diplomatique Türkçe 55. sayısıyla 5. yılına merhaba diyor. İlk sayımız 2022 yılının Nisan ayında okurla buluştuğunda çok heyecanlıydık. Ve her ay her sayıda aynı gazetecilik heyecanıyla okurumuzun karşısına çıktık. Gazetemizi Türkiye’deki 81 ilde ve Kıbrıs’ta 40 sayfalık kâğıt baskımızla okurumuzun beğenisine sunuyoruz. Beşinci yılımızda Almanya’daki yurttaşlarımıza ulaşmak için önemli bir işbirliğine adım atıyoruz. Bu sayımızla birlikte Almanya’da Le Monde diplomatique gazetesini Türkçe okumak isteyen okurlarımız dijital baskımıza abone olabilecekler. Okurlarımız 55 sayılık arşivimizin tamamına da ulaşabilecekler. Almanya Temsilcimiz, genç meslektaşım Hazal Ocak’ın katkısıyla yurtdışında da geniş bir okur kitlesine ulaşacağımıza inancımız tam. Bu güzel haberin ardından beşinci yıla adım attığımız bu sayıda köşemi eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’e bırakıyorum. Okurlar anımsayacaktır; zaman zaman köşemi cezaevinden mektuplara ayırıyorum. Şimdi hep birlikte Tunç Soyer’in cezaevinden kaleme aldığı ve geçen hafta okurla buluşan “Gelecek Olsun! Cezaevi Günlükleri” kitabından 10 Ocak 2026’ya; bir cumartesi gününe gidelim.
Belki de umutsuzluktan kurtulmak bu kadar kolaydır
Sevgili Dostlar;
Amerikalı yazar, edebiyatçı Paul Auster babasını kaybettikten sonra yazdığı Yalnızlığın Keşfi kitabında, Pascal’dan bir alıntı yapıyor.
“İnsanın tüm umutsuzluğu yalnızca bir tek şeyden kaynaklanır. Odasında sessizce kalmayı başaramamasından.”
Cümleyi ilk okuduğum zaman hiç inandırıcı gelmemişti. Okudukça düşündükçe mümkün olduğunu düşünmeye başladım. Hatta bu tespitin bir “oda” dan daha ziyade bir “cezaevi hücresi” için geçerli olduğuna ikna oldum.
Paul Auster, bu çarpıcı giriş cümlesinden sonra oda için bir tarif yapıyor bir de öneri getiriyor.
“Odanın duvarları, ikinci bir bedenin derisi gibi sarar insanı. Ana rahmidir burası. Hayal gücünün doğduğu yerdir. Odaya kapanmak insanı kör etmez.”
“İnsan kendini çevreleyen şeylerin arasında gerçekten var olmak istiyorsa, kendini değil neler gördüğünü düşünmelidir. Orada var olabilmek için kendisini unutmalıdır. Belleğin gücü bu unutkanlıktan doğar. Belleğin alanına adım attığınız anda dünyaya girmiş olursunuz.”
İster hücrenizde ister odanızda, bence düşünmeye, denemeye değer.
Beynin içindeki duvarları yıkarak başlayabiliriz. Beynimizdeki kör noktalar ortadan kalktıkça, görüş açımız genişleyecek.
Hatta, yanlış yönlere bakmaktan kurtuldukça, belki de gözümüzün önündeki dünyayı daha berrak görmeye başlayacağız. Kim bilir belki de böylece her gün büyük bir felakete sürüklendiğini düşündüğümüz dünyamız ve yaşadığımız çaresizlik için bir kurtuluş umudu, aydınlık bir gelecek ufku görmeye başlayabiliriz.
“Odamızda (hücremizde) sessizce kalmayı başarabilirsek.”
Belki de umutsuzluktan kurtulmak bu kadar kolaydır.
Sağlıcakla kalın…
Tunç Soyer
Buca Kırıklar F Tipi 1 Nolu Cezaevi Koğuş B/63
