GÜL İLBAY
Alanında dünyanın önde gelen kuruluşlarından biri olan L’Harmattan yayınevi, “RegardsTurcs – Türk Bakışları” adında bir koleksiyon oluşturdu. Yazar ve çevirmen Sevgi Türker Terlemez, kendisi gibi yazar ve çevirmen olan kızı Serpilekin Terlemez ile birlikte Türk yazar ve araştırmacıların eserlerini, Fransızcaya çeviriyor ve yayınlıyor. Sevgi Türker Terlemez ile koleksiyonu ve bu alandaki çalışmalarını konuştuk.
Yayımlanan kitapların bazıları yeni, bazıları daha eski, ama hepsi çağdaş eserler. Böyle bir projenin nasıl ve neden doğduğunu, nasıl ortaya çıktığını, “RegardsTurcs” koleksiyonunun hikâyesini anlatabilir misiniz?
Koleksiyonumuz, Türk dilinin derin katmanlarını ve kültürel zenginliklerini evrene açan bir pencere olarak tasarlandı. “RegardsTurcs”, her bir kitabında Türk yazınının geleneksel ve modern yönlerini bir araya getirerek okuyuculara eşsiz bir deneyim sunmayı amaçlıyor. Türk kültürünün köklü tarihinden ve yüzyıllar süren geleneklerinden ilham alarak, farklı coğrafyaların ruhuna dokunmayı hedefliyor. Bir yayın projesinin ötesine geçerek sınır tanımayan bir geçidin kapılarını aralıyor. Yeniden doğuşu müjdeleyen bu paylaşım sahası, Türk toplumunun dinamiklerini ve sanatsal duyarlılığını, deneme, öykü, roman, mektup, oyun ve şiir gibi zengin yazın türleriyle diğer diller ve kültürlerle buluşturan bir köprü işlevi görüyor. Sadece eserleri değil, aynı zamanda fikirleri ve duyguları da paylaşan bir alan yaratıyor. Okuyuculara yeni bir perspektif sunan her sayfa, kültürel zenginliklerimizi keşfetme ve anlama fırsatı tanıyor. Koleksiyonumuz, Türk edebiyatının evrensel değerlerini yüceltirken, farklı kültürlerle kurulan etkileşimlerin zenginliğini de gözler önüne seriyor.
Kızım Serpilekin ve ben, yazar, çevirmen, şair ve sanatçılarla omuz omuza vererek, kalem kaleme gelerek ve birlikten kuvvet doğar diyerek dünyanın yeniden şekillenmesinde bizlere düşen görevi üstlenmek istedik. Zira bulunduğumuz coğrafyalarda, Batı ile Doğu’nun, ayrışım ve birleşim noktalarının insana, insanlığa yaraşır bir üslupla yeniden ele alınması gerektiğine inanıyoruz. Koleksiyonumuzda çıkan her eserle, yazarlarımız ve okurlarımızla birlikte umut dolu bir yolculuğa çıkıyoruz. Bu yolculuğa, siz de 2022 yılında
“Elle s’appelait Delphine” adlı romanınızla katıldınız.
Evet, kitabımın tanıtımları ile hâlâ devam eden güzel ve umut dolu bir yolculuk… Peki, “RegardsTurcs” hangi yıl doğdu? Bu dev çalışmaya ne zaman başladınız?
Dil, benim için yalnızca bir araç değil, aynı zamanda da bir sınav, bir keşif, bir varoluş oldu hep. Ve ben, sizin deyiminizle “bu dev çalışmaya”, yıllar önce ufkumu genişleten, beni zenginleştiren ve daha önce çevrilmemiş romanları, denemeleri, şiirleri, oyun metinlerini Fransızcadan Türkçeye çevirerek Ankara’da başladım. Paul Valéry, Bruno Bettelheim, Octave Mirbeau, Michel Reynaud, Alexis Nouss, Robert Pouderou, Bruno Cany gibi yazarların eserlerini Türkçeye kazandırdım. Bu zorlu yolda, kalbime dokunan insani güzelliklerin yanı sıra sorgulamaya da davet eden eserlerle birlikte ilerledim. İstedim ki Türkçede de bu sesler yankılansın, diller birbirine dokunsun ve kültürler arasında dostluk köprüleri kurulsun.
Çeviri, André Gide’in “Dar Kapı”sı gibi, dar kapıdan geçmektir; yeniden yaratma sürecidir, zorlu bir uğraştır. Hedef dile ulaşmak için sözcüklerin arasında dolaşmak heyecan vericidir. Bir o kadar da tehlikelidir. Yazarından çok daha fazla emek gerektiren bir süreçtir. Ben, bu zorlu sürece emek veren, gönül veren çevirmen yazarların kaleminden çıkıp Varlık Yayınları’nda cep kitabı olarak bir liraya satılan, dünya klasikleri ile çocuk yaşımda tanıştım. Yaşar Nabi Nayır, 1946 – 1981 yılları arasında, binin üzerinde telif ve çeviri eserleri yayınladı. Bu erken karşılaşma, Türkiye Cumhuriyeti’nin yüz yıllık çeviri serüvenine katkıda bulunma isteğimi besledi. Koleksiyonumuz, Türkiye Cumhuriyeti’nin kültürel dönüşümünde önemli bir dönüm noktasını temsil eden Hasan Âli Yücel döneminden ve Tercüme Büroları’ndan bahsetmeden anlatılamaz. Projemizi şekillendiren Hasan Âli Yücel ve 1940 – 1966 yılları arasında Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak kurulan Tercüme Büroları, bu süreçte bin 247 eser çevirerek büyük bir rol oynamıştır. Batı klasikleri başta olmak üzere çeşitli eserleri Türkçeye kazandırmayı hedefleyen bu büyük proje, ulusal kimliğin oluşturulmasına hizmet eden önemli araçlardan biridir. Koleksiyonumuzu da bu büyük projenin içinde görebilirsiniz.
“RegardsTurcs”, 2019 yılında evrensel değerler, insan hakları ve özgür yayıncılık ilkeleri temelinde, 1975 yılında kurulan L’Harmattan Yayınevi’nin kurucusu Denis Pryen’in teşvikiyle hayata geçirildi. Bu yayınevine, 2015 yılında, öğrencisi olmayı büyük bir ayrıcalık olarak gördüğüm Behçet Necatigil’in “L’image de l’univers – Cihannumâ” şiir kitabı ile ilk adımımı attım. Bruno Cany ile birlikte çevirdiğimiz bu çift (Fransızca ve Türkçe) eseri “Poètes des cinq continents – Beş Kıtanın Şairleri Koleksiyonu”nda beş kıtanın şairleri ile tanıştırdık.
Serpilekin de yazın dünyasına tıpkı benim gibi çeviri ile girdi. Doktora çalışmasında soluklanmak için şiir çevirisine yöneldi. Philippe Tancelin’in şiirlerinden derlemiş olduğu “Adımlar”, 2007 yılında Papirüs Yayınevi’nde Türk okurlarıyla buluştu. Aynı kitap, “Les pas / Adımlar” adıyla Fransızca ve Türkçe olarak 2008 yılında, Nancy de eş-başkanı olduğunuz À Ta Turquie Yayınları’ndan çıktı. Serpilekin, L’Harmattan Yayınevine 2012 yılında, “Le théâtre innommable de SamuelBeckett” deneme kitabı ile benden önce girdi. Ardından da “Mon ombre et moi” (2013), “L’âme du cosmos” (2015), “Entre ciel et terre” (2018) şiir kitapları, Beş Kıtanın Şairleri Koleksiyonunda yayınlandı.
Türkiye’de, Fransızcadan Türkçeye çeviriler yaptım. Paris’e geldiğimiz ilk yıllarda Ankara’da başladığım Fransızcadan Türkçeye – Türkçeden Fransızcaya “Büyük Sözlük”, büyükten küçüğe dört boyut halinde, 2008 yılında Engin Yayınları’nda çıktı. Kendimi aşmak için üstlendiğim bu çalışma beni çok zorlamakla birlikte öğrencilerime verdiğim sözü tuttuğum için bir o kadar da gururlandırdı. Paris’e geldikten sonra, Türkçeden Fransızcaya çeviriler yapmaya başladım.
Fransa’da birkaç isim dışında Türk edebiyatı ve yazarları pek bilinmiyor. Kimleri yayınlıyorsunuz ve çeviriyorsunuz? Seçimlerinizi nasıl yapıyorsunuz?
Seçimlerini koleksiyonumuzun politikası doğrultusunda gerçekleştirdiğimiz yirmi beş eser yayınladık bugüne kadar. Yayınladığımız yazarları dört kategoride tanıtabiliriz: Fransa’da yaşayan ve eserlerini Fransızca yazanlar; Türkiye’de yaşayan Frankofon yazarlar; Frankofon oldukları halde ana dilleri Türkçeyi yazın dili olarak seçen ve önceden çevrilen eserleri ile bize ulaştıranlar; Türkçe yazan, Fransızca bilmeyen yazarlar… Yayınlarımız hakkında bir fikir vermek için şu örnekleri sıralayabiliriz: Nedim Gürsel / René Étiemble (Lettres / Mektuplar), Gül İlbay (Elle s’appelait Delphine), Vali Süleymanoğlu (Poésie turque ancienne, Mahmud de Kachgar et Yusuf de Balasagun), Jasna Samic (Ailleurs est le ciel), Ekrem Aksoy (La francophonie dans l’espacelittéraire en Turquie), Şahin Yenişehirlioğlu (L’Homme et la liberté, essai philosophique), Hasan Erkek (Le cercle bilingue, Luttepour la liberté, Le cercle de l’affection; Les secrets des oiseaux), Ali Poyrazoğlu (Théâtre interdit), Tuğrul İnal ( Baudelaire, Orhan Veli, Relire les écrivains turcs / Essais empathiques), Özdemir İnce (Les gilets de sauvetage, Un fou rire d’opéra), Tamer Levent (Si cela arrivait), Şule Türker (Trois chambre, une caserne), Erhan Gökgücü (Giordano Bruno, L’affaire Tan), Ferhat Lüleci (Salopette violette), Seyfettin Araç, (Terres oubliées).
Size nasıl ulaşılıyor?
Yazarlar, eserlerini PDF formatında, “RegardsTurcs” koleksiyonunu belirterek, [email protected] e-posta adresine gönderiyor. L’Harmattan’ın ilgili bölümü bizimle iletişime geçerek PDF dosyasını bize iletiyor. Eseri okuyup, yayınevinin ilgili bölümüne olumlu bir rapor sunuyor ve eseri neden seçtiğimizi bildiriyoruz.
Çok çalışkan birisi olduğunuzu belirtmek isterim. Çeviri kolay bir iş değil. Çevirdiğiniz kitapların sayısını ve kalınlıklarını gördüğümde şu soruyu sormadan edemiyorum: Bunu nasıl başarıyorsunuz?
Yazma süreci, yazmayı yaşam biçimi haline getiren benim için iş olmaktan öte bir tutku. Her gün belirli bir zaman diliminde yazma disiplinini sürdürmek, hem üretkenliğimi artırıyor hem de yazma alışkanlığımı kökleştiriyor. Yazmayı, düşünmeyi, araştırmayı, kelimeleri seviyorum. Her bir kelime, cümle ve paragraf, benim için bir keşif yolculuğu niteliğindedir. Bu sevgi, karşılaştığım zorluklarda bile beni ayakta tutan bir güç haline geliyor. Projelerimi planlamak, hedefler belirlemek, ilerleme kaydetmek, karmaşık düşünceleri somut hale getiriyor. Sürekli okuma alışkanlığım yazma eylemimi destekliyor. Farklı yazarların üslup ve düşüncelerini incelemek, kendi sesimi bulmamda önemli bir rol oynuyor. Ayrıca, diğer yazarlarla etkileşimde bulunmak yazma sürecimi zenginleştirerek beni daha derin düşünmeye yönlendiriyor.
Çeviri ise Arjantin tangosudur… Sıradan bir adım olmanın ötesinde, karşımızdakine doğru atılan bir adımdır. Başka bir varoluş biçimidir. Tek başına ilerlemek istemediğimizi, ötekine, tüm farklılığıyla ihtiyaç duyduğumuzu gösterme arzusudur. Çeviriyi yeniden yaratma, çevirmeni de yaratıcı diye tanımlarsak eğer, çeviri eylemi gizemli ve yaratıcı bir süreç haline gelir. Goethe’nin, neredeyse çevrilemez yazarları çevirmeyi sevmesi ve yaratımını kendi yaratım etkinliğinin bir parçası olarak görmesi gibi ben de dört uzun yılımı alsa da Paul Valery’yi çevirdim. Çeviriyi yeniden yazma sanatı olarak görmeyi tercih ediyorum ve bu eylemi seviyorum. Üç binden fazla dilin konuşulduğu dünyamızda çeviri, vazgeçilmez bir etkinlik haline gelmiştir. İletişimin anahtarlarından biri olarak çevirinin, orijinal dilin gölgesi mi, yoksa onun bir kopyası mı olduğu tam olarak bilinmemektedir. Kültürel farklılıklar, eserin özgünlüğü, kaynak ve hedef diller arasındaki uyuşmazlıklar veya çatışmalar, çevrilemeyen biçemler, özel terimler ve eğer çevrilen bir şiirse, eşsiz değerlerine göre değişmeyen biçimler, çeviriyi zorlaştıran unsurlardır. İşte bu noktada, olmazı oldurmak tutkusu devreye girer ve çevirmeni kamçılar, yaratıcılığını zorlar. Bunu nasıl başarıyorsunuz? Sorunuzun yanıtı, aslında bunu başaramamayı başarmamda yatıyor. Çeviride tek bir başarı yoktur, başarma yoktur diye düşünüyorum. Çeviri, özellikle de şiir çevirisi, başarısızlık sanatıdır. Kaynak dilden hedef dile geçişi ise altında uçurum olan köprüden zar zor da olsa geçmek gibidir.
Sizin ve kızınız Serpilekin’in hakkında konuşmak istiyorum. Birkaç yıldır Paris’te yaşıyorsunuz. Sizi buraya getiren nedir?
Paris’e 2004 yılında geldik. Serpilekin Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümünden mezun olduktan sonra, Samuel Beckett Tiyatrosu üzerine yüksek lisans yapmak için Paris 8 Üniversitesi’nin Tiyatro ve Sahne Sanatları Bölümü’ne kabul edildi. Bir yıl sonra ise Doktora öğrencisi ve araştırma görevlisi oldu. Paris 8 Centre International de Création d’Espaces poétiques (CICEP) için araştırmalar yaptı, bünyesindeki “Cahier de Poétique” dergisi için yazılar, makaleler yazdı. Şiir yazmaya ve çevirmeye o dönemde başladı. 2010 yılında doktora diploması ile doktor unvanını aldıktan sonra yazılarına, araştırmalarına devam etti. Bu nedenle kaldık Paris’te ancak Türkiye’den kopmadık. Yazarlık, oyun yönetmenliği gibi nedenlerle Paris – İstanbul arasında gidip geliyoruz. Serpilekin, Samuel Beckett örneği, kimseyi taklit etmeden, kendi çözümünü üretmek, kendi sesini duyurmak istedi, kendi çizgisini belirleyip kendisi olmak istedi. Kendi deyimiyle: Sürekli bir oluşun koşullarında, olamamak korkusuyla kuşatılmış bir olmak isteminin bitmeyen mücadelesi içinde oldu. Serpilekin, Fransa’da yayınlanan üç şiir kitabından derlediği şiirlerini “Hem Varmış Hem Yokmuş, Toplu Şiirler” (Doruk Yayınları, 2024) adıyla Türkçe’ye aktardı
Türkiye’nin aydınlık yüzünü yansıtmak amacı ile birlikte kurup yürüttüğümüz “RegardsTurcs”, melez düşüncenin gelişimine katkıda bulunarak çoğulcu seslerin yankılanmasına zemin hazırlamayı hedefliyor, insanlık tarihinin pasajlarında kendini gösteren kültürel etkileşimi beslemenin önemini vurguluyor. Hepimize daha yaşanası bir dünya yaratma yolunda ilham vermeyi amaçlıyor.
