HİLAL KÖSE
Çağdaş Türk heykeltıraş Cem Sağbil’in “Ay Tutan Adam” ve “Hemera” adlı iki heykeli, Paris 10. Bölge Belediyesi tarafından Alban Satragne Parkı’nın girişine kalıcı olarak yerleştirildi. Paris’te kamusal alanda kalıcı heykelleri bulunan tek Türk sanatçı olarak çok önemli bir başarıya imza atan Sağbil, şehirle uzun yıllara uzanan ilişkisinde yaşanan bu gelişmeyi gazetemize anlattı.
“Ay Tutan Adam” ve “Hemera”nın Paris’in kamusal alanlarında kalıcı olarak yer alması, sanat yolculuğunuzda nasıl bir anlam taşıyor? Sanatseverlerle kurduğunuz bağı nasıl etkiliyor?
Sanatçı olarak, özellikle kamusal alanlarda sergilenen eserler söz konusu olduğunda çok ciddi bir sorumluluk taşıdığımıza inanıyorum. Kullandığınız malzeme ne olursa olsun – ki burada bronz heykellerden söz ediyoruz – anlatmak istediğiniz şeyin toplum tarafından kabul görmesi büyük önem taşıyor. Paris gibi bir şehirde, kamusal bir parkta yer almak benim için elbette büyük bir gurur. Kamusal alandaki bir eser, izleyicisini seçmez; herkesle karşılaşır. Bu da sanatçıyı daha dikkatli, daha sorumlu ve daha açık bir anlatı kurmaya zorlar. Sanat izleyicisinin bu süreci takip etmesi ise sanatçıyı son derece motive eden ve onu ileriye taşıyan çok güçlü bir unsurdur.
Paris 10. Bölge Belediyesi’nin bu iki eseri satın alarak kente kazandırmasını, çağdaş sanat ve kamusal alan ilişkisi açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Belediyelerin sanat eserlerini kamusal alanlara ve parklara yerleştirmesi, o bölgenin belleğine çok önemli katkılar sağlar. Bu yalnızca estetik bir katkı değil, aynı zamanda kültürel bir hafıza oluşturma biçimidir. Paris şehri bunu uzun yıllardır çok bilinçli ve istikrarlı bir şekilde uyguluyor. Bu yaklaşım hem kentin tarihine hem de çağdaş sanatla kurduğu ilişkiye değer katıyor. Bu nedenle Paris, dünyanın her yerinden sanatla ilgilenen insanların görmek istediği bir şehir hâline geliyor.
Eserleriniz Paris’te ilk kez 2009 yılında “Fransa’da Türkiye Mevsimi” kapsamında sergilendi. Paris’le kurduğunuz ilişki yıllar içinde nasıl şekillendi? Kentin sizin için özel başka yönleri var mı?
Paris ile ilişkim 1981 yılında başladı. Paris’i yalnızca bir sanat merkezi olarak değil, bir yaşam ve düşünme alanı olarak da deneyimleme fırsatı buldum. 2009 yılında ise 10. Bölge Belediyesi, Gaye Petek’in de önerisiyle beni büyük bir sergi için davet etti. Serginin ardından Hemera ve Ay Tutan Adam heykellerinin 10. bölgede kalmasına karar verildi ve üç yıllık bir kiralama süreci başladı. Bu süreç, Paris’le kurduğum ilişkinin kalıcı bir boyut kazanmasını sağladı.
Paris’in kamusal alanlarında kalıcı eseri bulunan tek Türk heykeltıraş olarak Türkiye’den yeterince destek gördüğünüzü düşünüyor musunuz?
Ülkemden aldığım desteğe gelince; ilgi ve takdir açısından desteklendiğimi söyleyebilirim. Ancak kamusal sanatın sürekliliği, bireysel çabalardan çok kültür politikalarıyla doğrudan ilişkilidir. Yaşadığımız coğrafyanın uluslararası platformda tanınması ve saygınlığının artması için sanatın temel bir rolü olduğuna yürekten inanıyorum.
“Ay Tutan Adam” ve “Hemera” adlı eserlerinizin üretim süreçlerinden bahseder misiniz? İlham kaynaklarınız nelerdi?
Hemera ve Ay Tutan Adam karşıtlıkları temsil eden eserlerdir: Kadın – erkek, Doğu – Batı, büyük – küçük gibi. Burada Güneş, Apollon’u ve Batı’yı temsil ederken; Ay, Doğu’yu ve aynı zamanda Dionysos’u simgeler. Apollon aklı ve mantığı, Dionysos ise duyguyu ve sezgiyi anlatır. Bu heykellerin çıkış noktası, uzun yıllar Avrupa’da yaşamış olmamdan kaynaklanıyor. Avrupa ile Türkiye arasında gidip geldiğim süreçlerde hem Doğu’yu hem Batı’yı birebir yaşadım. Dolayısıyla bu eserlerin oluşumu on yılı aşan bir sürece yayılıyor ve zaten sürekli olarak üzerinde çalıştığım temaların doğal bir parçasını oluşturuyor.
Paris Belediyesi ile yürütülen bu süreç, sanatçı–şehir iş birliği açısından size neler kazandırdı?
Paris’te belediyelerle yürütülen süreçler genellikle yavaş ilerliyor; ancak son derece saygılı, şeffaf ve uzun vadeli oluyor. Bu ilişkilerin kalıcı ve sürdürülebilir bir yapıya sahip olması, sanatçı açısından çok değerli bir deneyim.
Heykel sanatına gönül vermiş genç sanatçılara neler söylemek istersiniz?
Sanatı meslek olarak seçerken bunun uzun soluklu ve zaman zaman oldukça yorucu bir süreç olduğunu bilmek gerekir. Ancak aynı zamanda son derece keyifli, insanı zinde tutan ve öğrenmeye açık bir yaşam biçimidir. Merak ve bilgi bizim en büyük sermayemizdir. Bunun yanı sıra, gün geçtikçe güçlenen dijital dünya, dijital sanat ve teknik altyapıya hâkim olmak da artık büyük önem taşıyor. Bu alanlara ilgi göstermek ve kendini geliştirmek gerektiğine inanıyorum.
