HASAN ÇAKIR
Başlığa “Sorgulamak hayatı” da denilebilirdi ama söz konusu resim olunca “Fırçalamak” daha uygun düştü. Deyimin aslı “fırça atmak”tır. Birini azarlamak, paylamak veya sert bir şekilde eleştirmek anlamlarına gelir. Bu deyimi sanata / sanatçılara daha doğrusu ressamlara / resimlere uyarladığımızda işin boyutu değişiyor; fırça metaforik bir kavramdan nesneye dönüşüyor. Her ressam kullanmasa da fırça, bu işle uğraşan sanatçıların en önemli gereçlerinden biri.
Her has ressamın, parmak izi kadar özel, özgün bir fırça tuşesi (fırça vuruşu) vardır. Fırçasından tanıyabildiğimiz pek çok sanatçı vardır. Çağdaş ressamlarımız arasında önemli yeri olan isimlerden biri Habip Aydoğdu da bunlardan biridir. Aydoğdu’nun fırçası, aynı zamanda imzasıdır. Duyguları, düşünceleri, öfkesi, sevinci, acıları hep o fırçayla dökülür tuvale… Fırça ile söndürür yüreğindeki yangınları. Fırça elidir, dilidir, sesidir, dert ortağıdır.
Habip de birçok lekeci ressam gibi işe büyük yassı fırçalarla girişir. Geniş yüzeylerde hızlı, enerjik ve ritmik hareketlerle kompozisyonun temelini atmak, karakteristik çalışma özelliklerindendir. Fırça bastırılarak, döndürülerek doku ve resimsel tatlar zenginleştirilir. İçsel ritim bu formlarla tuvalde canlanırken, sonu gelmez hesaplaşmalar başlar. Hesaplaşma, Habip’in sanatsal kimliğinde belirgin bir tavır olarak ortaya çıkar. İnce çizgiler kalınlarından, küçük benekler büyük lekelerden, boşluklar doluluklardan hakkını almaya çalışır. Resimsel her değer yerini buluncaya kadar sürer bu kavga.
Kimi zaman su ile yıkar Habip yaptığı resmi. Yıkar, kazır, kapatır. Durmaksızın tekrarlanır bu bozma ve yeniden yapma süreci. Üretilen, yaratılan değerler ne zaman ki aynı kompozisyonun birer vazgeçilmez parçası olarak kabul görür; hesaplaşma biter, tuvalle barışılır, imzalar atılır.
Ortaya çıkan çizgisi, lekesi, kompozisyonu, rengi, fırça tarzı ile bir Habip yapıtıdır. Kimi zaman öfkeyle başkaldırarak sertleşen, kimi zaman da sevginin ince tellerini titretecek kadar yumuşayan, inişli çıkışlı duyguların aynasıdır karşınızdaki resim… Canını acıtan, yüreğini yakan her ne var ise gölgesi düşmüştür bu tuvale. Savaşların, depremlerin, yapay ya da doğal felaketlerin yol açtığı acılar, doğrudan ya da onları çağrıştıracak simgeler aracılığıyla tuvalin bir yerlerine gizlenmiştir. Çağından sorumlu her sanatçı gibi Habip Aydoğdu da salt plastik değerlerle yetinmez; duygu ve düşüncelerini paylaşmaya çalışır resimleriyle. Yaşanan gerçekler, hissedilen duyarlılıklar, özlemler, düşler bir bir gömülür resmin derinliklerine…
Çok katmanlıdır Habip Aydoğdu’nun resimleri. Soyut lekeci fırça hareketleri kullanan Aydoğdu, yer yer kaligrafik karakterlere ve ilksel (primitif) biçimlere de yer verir. Kişisel veya toplumsal geçmiş birikiminden elde ettiği değerleri özünde saklayarak sürekli güncellenen bir tazelikte yapıtlar üreten Habip Aydoğdu, sanat dünyamıza yeni yeni pencereler açar.
Habip Aydoğdu şu günlerde “Bir Rengin Tanıklığı” adıyla son dönem çalışmalarını İstanbul’daki Brieflyart galerisinde sergiliyor. Sergi 13 Ocak’ta açıldı, 22 Şubat’a kadar devam edecek. Belli ki Habip’in fırçası sadece gözümüzü gönlümüzü okşamayacak, duygu ve düşüncelerimizin de pasını tozunu alacak.
