NEBİL ÖZGENTÜRK
Kalabalığın en şahanesi toplanmıştı 10 Mayıs’ta, Gazhane’de. Değerli ve vefalı kardeşim Mahir Polat, işaret fişeğini çakmış, binlerce Ahmet TELLİ dostu, sanatsever, hem sahne üstünde, hem de önünde buluşmuştu. Sahneden Ahmet Telli şiirleri okunuyordu, bir nehir gibi akarak. Şiirlerinden yapılan ezgiler yayılıyordu, çığlığa dönüşerek… Kalabalık, pürdikkat dinliyordu melodileri, iğne oyası gibi işlenmiş dizeleri; Ahmet Telli’ye saygıyla, sevgiyle ve en sahicisinden selamla… “AHMET TELLİ’YE SELAM” adı verilmişti buluşmaya.
Evet, Ahmet abiye selamın yanı sıra, ona şifa olsun, moral olsun, sevgi olsun diye de toplanmıştık. Telli de, Ankara’dan hasta yatağından selam göndermişti bize. Videoyla!!
Minik gözleriyle bize bakıyor, sakin sesiyle teşekkür ediyor ve “Merak etmeyin, ben de Türkiye de bu kanseri yeneceğiz” diyordu.
Dakikalarca alkışlandı, alkışladık ozanımızı.
Duygulandık, hüzünlendik çünkü.
O gün, her yaştan insanın koro halinde Ahmet Telli şiiri okuması izlenmeye değerdi; tarihe geçecek cinstendi. Bu sanatsal ve duygusal atmosferin martı olup uçmasını ve Ahmet abinin yüreğine konmasını çokkkk istedim, isterdim..
***
Bu arada sahneye beni de davet etmişlerdi, bir şiirini ben de okumuştum sesim titreyerek!
“Yapraklarım yok, artık kuşlarım yok.
Büsbütün viran oldu dağlarım
Ezberimdeki türküler de savrulup gitti.
Ömrümün karşılığı kalmadı sesimde.
Sesimde yalnız ormanların gümbürtüsü.
Yanlış, daha baştan yanlış bir şiirdi bu.
Biliyorum.
Ve belki ömrümüzün yakın geçmişi
Bu kadar doğruydu ancak, kim bilir
Kalbim unut bu şiiri.”
***
2022 yılının 1 Eylül’ü…
Hatay…
Barış Günü buluşmasındayız bu kez…
Sahnedekiler; Edip Akbayram, Ahmet Telli, Hilmi Yarayıcı ve ben…
Sunum ve belgesel bendeydi, Hilmi ve Edip abi, şarkılar – türkülerle, Ahmet Telli de anlatımı ve “barış kokan şiirleri”yle “BARIŞ”a selam veriyorduk bu kez… Medeniyetler şehri Hatay’da… Çan, hazan ve ezan sesleri arasında…
Sahnede dev bir barış güvercini panosu… Salon hınca hınç dolu… Ve Ahmet abi, her zaman olduğu gibi o gün de utangaçtı!
Telli, muhteşem sözcükleri sıralıyordu konuşurken, bin yıla kalacak şiirlerini okuyordu.
Ama en sade en efendi tonlamayla. İddiası kelimelerindeydi çünkü…
Çığırtkanlığa gerek duymuyordu! Barış etkinliğinin finalinde, Edip abi, ahhh canların canı Edip abi şarkılarını sıraladıktan sonra, Ahmet abiyi, Hilmi’yi ve beni yanına, mikrofonun başına davet etti.
Vokal yaptık, “Güzel günler göreceğiz çocuklar” diye haykırdık ve barış güvercinleri uçurduk. Elinde güvercin Ahmet Telli, uçurdukça uçuruyordu barış güvercinlerini. Barış dizelerini şiirlerinde eksik etmeyen Telli. Çocuklar gibi şendik BARIŞ ŞENLİĞİ gününde…
Şahane zamanlar, saatler, anlar geçirmiştik üç gün boyunca.
Deprem öncesinin kadim Hatay şehri, çektikçe çekiyordu içine bizi…
Evet, ekipçe çok konuşuyor, çok dertleşiyor ve çokça neşeleniyorduk.
Ahmet abi, ince ruhludur evet ama bitirimdir de…
O günler şaha kalkmıştı şakasıyla, fıkrasıyla…
Yemek aralarında, şehrin surlarını turladığımız sıra, sözü ve neşeyi gediğine oturtuyordu sıklıkla.
Telli’de, 68 kuşağı olmanın özgüveni de direnci de var zaten!..
Büyük şair dostum, Ataol Behramoğlu’nu aradım, “Bana Ahmet Telli’yi kısaca nasıl anlatırsın Ataol abi” dedim. Bakın neler söyledi:
“Altmışlı yıllar şiirimizin en seçkin şairleri arasındadır Ahmet. Bu kuşağın en belirgin özeliği duygusalığı reddetmeden gerçekçi olmaktır. Tıpkı Nazım Hikmet, Ahmed Arif şiiri gibi.
Nerede haksızlık varsa Ahmet Telli ve şiiri, karşı çıkmak için oradadır.
Şiirinin de kendisi gibi bilge ve yumuşak bir sesi vardır.
Aynı zamanda bir aşk şairidir o.
Gelecekte de özellikle genç kuşakların sevgiyle okuyacağı , bu nedenle her zaman genç kalacak bir şairimizdir.”
Sağolsun Ataol abi.
Dediği gibi, Ahmet Telli şiirleri çok seviliyor evet ama Ahmet abi de çokkkkk ama çokkkkk seviliyor. Belli ki her gittiği yerde iz bırakmış efendiliğiyle, izi kalmış mütevazılığıyla. Ağabey, kardeş, usta, amca, dost, arkadaş Ahmet Telli…
Onurlu gururlu bir sanat insanı, hak hukuk adalet, barış, özgürlük ve gerçek yurtseverlik arayışında olan bir yurttaş, sevdanın, yitik şehirlerin, direnişlerin ve meydanların şairi, büyük şiirlerin ozanı olarak izi kalacak Ahmet Telli’nin elbette…
Her dönemin iktidarlarına muhalif, hep meydan okuyan hep mağdurdan yana olan.
Emekten, güzelden ve estetikten…
Ama zalime karşı duran… Kişiliğinden taviz vermeyen… Kendi ifadesiyle 7’sinde neye öfke yapıyorsa çocuk şiirlerine aktaran 70’inde öfkesi neyse dizeleri üstünden haykıran…
***
“Galiba iktidar olmamak duygusu bende hâkim. Bunu ilk önce fark eden babamdı, öğretmenlerimdi.
Öğretmenlerimle hiç barışık olamadım. O yüzden daha 14 yaşında okuldan sürüldüm. 7 – 8 yaşlarımda evden kaçardım. Sisteme uyumlu olmadığımı devlet erken keşfetti. Sonra öğretmen oldum, öğretmenlikte de sürüldüm sıkıyönetim yasalarınca.
Atasözlerini pek sevmem ama bir söz vardır:
İnsan 7’sinde neyse 70’inde de odur. Önce karakter olarak itiraz eden birisisin, sonra mücadeleci birisi oluyorsun. O yüzden de sistem seni cezalandırıyor.
Kadın cinayetlerinin bu kadar işlendiği, sahtelerin bu kadar yer bulduğu ülkemde bazı zamanlarda şiir yazmaktan inciniyorum, erkek olmaktan mutsuzluk duyuyorum.
Cinayetin, vahşetin olduğu yerde şiir yazmak ağır geliyor.
Şiir bir sezgi kırbacıdır. Sezgilerin sözcüklere dökülmesidir. Ne sanat bilimsiz yapabilir ne de bilim sanatsız yapabilir. Şiir yazacak arkadaşlarıma söyleyeceğim ağır sözler değil; hayat kadar yalın, aşk kadar sahici olun. ‘Gülün gülle tartılacağı’ bir dünya, aşk hâlinde bir dünyadır ve bu, şiirin düşüdür.”
***
Şiir tadında mini otobiyografi…
Şair gözüyle hayata sözcüklerle otopsi…
Evettt Ahmet abi, sana bin selam olsun…
Cebimde daha çokkkkk kelimem var sana dair…
Devam ederim yine.
Yarım kalan bi şarkı olsun bu…
Daha çokkk yazar, konuşuruz…
“En güzel yazı henüz yazılmamış olandır…”
Hayata kattığın fikirler, emekler için teşekkürler.
Sevda ve kavga şiirleri için alkışlar…
Sana fazlasıyla şifalar…
***
Not; Çankaya Belediyesi Ahmet Telli’yi “Ankara’nın onurlu şairi” seçmişti. Tören yapılmış, ödülünü almaya Telli’nin kızı ve oğlu gelmişti. Sağolsunlar bana da ödül heykelciğini evlatlarına sunmak görevi vermişlerdi. Ödülü kızına uzatırken ve Ahmet Baba’ya selam gönderirken kısa konuşmamda içimden geleni aktardım.
“Türkiye’nin büyük ozanlarından Ahmet Telli’ye yürekten alkış.. Şiirlerini dünya halklarına yazdı O… Biz de kalbimize aldık ustamızı…”
