ANATOL LIEVEN
Quincy Institute for Responsible Statecraft (Washington, DC) Avrasya Programı Direktörü.
Çeviri: Ahmet ÖYLEK
Moskova’nın hedefleri ve Rusya’nın Ukrayna üzerindeki beş yüz yıllık hâkimiyeti göz önüne alındığında, Kiev kalıcı bir barış anlaşmasının önünü açabilecek önemli bir başarı elde etti: Beklentilerin aksine Rus saldırısını durdurmayı, topraklarının yüzde 80’ini elinde tutmayı, ulusal kimliğini ve Batı’yla bütünleşmesini güçlendirmeyi başardı; ayrıca Avrupa Birliği’ne olası bir katılımın koşullarını yarattı. Ancak bu, mutlak bir zafer değil. Mutlak bir zafer, Rusya’nın 2014’ten bu yana işgal ettiği tüm toprakların geri alınmasını gerektirir ki bu hedefe askeri yollarla ulaşmak mümkün görünmüyor. Bugün Ukrayna’nın “savaşın gidişatını tersine çevirdiğini” ve mevcut “ivmenin” Kiev’e daha fazla kazanım sağlayacağını ileri süren Batılı gözlemciler ise savaşın gerçeklerini göz ardı ediyor.
İnsansız hava araçları, mayınlar ve uydu istihbaratının birlikte kullanılması, Rus ordusunun cephede belirleyici bir yarma harekâtı için gerekli kuvvet yığınağını yapmasını engelledi. Sonuç olarak kara savaşı, iki taraftan küçük birliklerin, çok küçük toprak parçalarını kısa süre elinde tutabildiği bir yıpratma savaşına dönüştü. (1) Ancak Rus ilerleyişini durduran etkenler, Ukrayna’nın geniş çaplı bir karşı taarruz düzenleme kapasitesini de aynı ölçüde sınırlıyor.
Bir barış anlaşmasının gelecekteki her türlü Rus saldırısına karşı mutlak ve kalıcı güvenceler sağlamasını bekleyen Batılılar, stratejik gerçekleri kavrayamadıklarını gösteriyor. Tarihte daimi güvence diye bir şey hiçbir zaman olmamıştır. Güncel durumda böyle bir güvence ancak Rus devletinin tamamen ortadan kaldırılmasıyla mümkün olabilir. Oysa Moskova, tam olarak böyle bir ihtimale karşı kendisini devasa bir nükleer cephanelikle donatmış durumda.
Eğer Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki ateşkes kalıcı olursa, Donald Trump yönetimi Rusya’yla müzakereleri yeniden başlatabilir ve uygulanabilir bir barışın temellerini atabilir. Ancak bu süreçte Avrupa’nın katılımı vazgeçilmez olacaktır. Çünkü savaşan tarafları uzlaşmaz tutumlarından vazgeçmeye ikna edebilecek kadar cazip karşılıklar sunabilecek tek aktör Avrupa. Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Antonio Costa’nın Moskova’yla diplomatik bir kanal açma girişimi, Almanya, Polonya ve diğer bazı üye devletler tarafından sert biçimde eleştirildi. Oysa Avrupa’nın çıkarı, Costa’nın bu girişimi sürdürmesinde yatıyor.
Özel İçerik
Bu içerik sadece gazeteye abone olan okuyucular içindir.Yazının devamını okumak için gazetemize abone olmak ister misiniz?
