ÖYKÜM HÜMA KESKİN
Serbest gazeteci. Bu haber, Uluslararası Basın Enstitüsü’nün (IPI) Avrupa Birliği (AB) desteğiyle yürüttüğü “Türkiye’de Sivil Toplumun Bilgi Edinme Hakkına Erişim ve Veri Aktivizmi Kapasitesinin Güçlendirilmesi” projesi kapsamında düzenlenen mentörlük programı çerçevesinde hazırlanmıştır.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) 2019 tarihli deprem senaryosuna göre 7.5 büyüklüğündeki bir depremde 640 bin hane acil barınmaya ihtiyaç duyabilir. Hane başına üç kişi düştüğünü düşünürsek, yaklaşık iki milyon insan için depremden sonra en güvenli yer evleri değil, toplanma alanları olacak. Peki, resmi listelerdeki her alan deprem anında İstanbulluların gerçekten ulaşabileceği güvenli yerler mi?
İstanbul’da nisan 2026 itibarıyla kayıtlı 5 bin 957 acil durum toplanma alanı bulunuyor. Bu veri, İstanbul İl Jandarma Komutanlığı tarafından Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) yaptığımız başvuru üzerine paylaşıldı. Alanların toplam büyüklüğü 46 milyon 454 bin 477 metrekare ve kentte kişi başına ortalama 2.95 metrekare toplanma alanı düşüyor.
Bir alanın haritada toplanma yeri olarak işaretlenmesi, depremden sonra gerçekten kullanılabileceği anlamına gelmiyor. Erişim, büyüklük, altyapı, zemin ve çevredeki risklerin birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Elbette her ilçe, eşit büyüklükte toplanma alanına sahip değil. Hazal Ekin Uyar’ın yüksek lisans tezi (1) için hazırladığı tabloya göre Büyükçekmece, Bağcılar, Esenyurt, Güngören, Fatih, Bayrampaşa hem yüksek hasar beklenen hem de toplanma alanlarının yetersiz olduğu ilçeler.
Sayısal verilerden hemen sonra İstanbul’un acil toplanma alanlarını e-devlet ve belediye veri tabanları ile çevrimiçi haritalardan incelemeye koyuldum. Kent, kâğıt üzerinde toplanma alanlarıyla dolu görünüyordu. Fakat alanlara daha yakından bakınca tablo değişti.
Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı’nın (JICA) İstanbul için hazırladığı çalışmada kamu mülkiyeti acil toplanma alanları için önemli kriterlerden biri. Çünkü buradaki en büyük risk özel mülkiyete ait boş arazilerin yapılaşmaya açılması… İstanbul İl Jandarma Komutanlığı ise CİMER yanıtında kamuya ait yerlere öncelik verildiğini ancak kamu mülkiyetinin zorunlu olmadığını bildirdi.
Standartlar arasındaki bu çelişkiyi İstanbul Şehir Planlamacıları Odası’na da sorduk. Şube İkinci Başkanı Özgürgün Gürbüz, kamu mülkiyetinin hukuken zorunlu tutulmamasını anlaşılabilir bulsa da afet planlamasında esas tercihin kamusal alanlardan yana olması gerektiğini söylüyor: “Özel mülkiyette bulunan bir parsel bugün boş olabilir; ancak yarın yapılaşabilir, çevresi kapatılabilir veya kullanım amacı değişebilir. Bu nedenle afet planlamasında yalnızca bugünkü durum değil, alanın gelecekte de aynı işlevi sürdürebilme güvencesi dikkate alınmalıdır.”
E-devlet üzerinde Bağcılar’da acil toplanma alanı olarak listelenen bir noktaya, çevrimiçi haritalarda yaklaştığımda karşıma demir örgülerle çevrili bir boş arsa çıktı. Aynı yerde 2021’de “sahibinden satılık” tabelası da bulunuyormuş. Üstelik e-devlet’te yazana göre buranın asıl vasfı, akaryakıt istasyonu. Yine e-devlet’te ve belediye kayıtlarında acil toplanma alanı olarak görünen Güngören’deki başka bir nokta, faal görünen bir otomotiv servisinin bahçesine denk geliyor. Tapu kaydında “aleti sabitesi olan fabrika” yazıyor, kapısında güvenlik bekliyor. Gürbüz’e göre tel örgüyle çevrili, giriş çıkışı kontrol edilen ya da ticari faaliyetin sürdüğü alanlar, kesintisiz erişim açısından ciddi belirsizlik taşıyor: “İnsanların kilitli kapılarla, güvenlik bariyerleriyle veya özel işletmelerin kontrol mekanizmalarıyla karşılaşması kabul edilebilir değil.”
Öte yandan özel mülkiyetli alanlar, ileride yapılaşma riskiyle karşı karşıya. Mesela Bayrampaşa’da belediye, üç acil toplanma alanı için “şahıs mülkiyeti” ve “kamulaştırma gerekli” notları düşmüş. Bunlardan biri olan Dr. Nihat Engin Parkı’nın bulunduğu parsellerde üç bina olduğu da belediyenin kayıtlarında yazıyor. Dr. Fazıl Küçük Parkı ile Ahmet Sarıoğlu Parkı için de benzer bir durum söz konusu. Yüksek Mimar Hazal Ekin Uyar, yüksek lisans tezinde toplanma alanlarının mevzuatta açıkça tanımlanmasını ve imar planlarına işlenmesini öneriyor. Böylece haritadaki bir noktanın, birkaç yıl sonra bina ya da başka bir kullanıma dönüşmesi zorlaşabilir.
İl Jandarma Komutanlığı, alanların birçoğunda su, elektrik, kanalizasyon, ulaşım ve haberleşme imkânı bulunduğunu, eksiklerin belediyelerce giderildiğini belirtse de belediyelerin sitelerinde başka bir gerçeklik var. Bayrampaşa Belediyesi’nin yayımladığı listeye göre ilçedeki 50 alanın yalnızca birinde su deposu var. 47’sinde jeneratör bulunmuyor, 15’inde tuvalet ya da kanalizasyon altyapısı yok. Diğer ilçelerde ise alanlarda bu imkânların bulunup bulunmadığı bile net değil.
Görüyoruz ki İstanbul’da toplanma alanı olarak ne ararsanız var: Parklar, otobüs garajları, pazar yerleri, okul ve ibadethane bahçeleri, AVM meydanları… Elde kalan her boşluk mümkün olduğunca listeye eklenmiş, ancak bu alanların her biri afet anında gerçekten kullanılabilir değil.
(1) Uyar, H. E. ve Özkan, E., (2023). Deprem Sonrası İlk Durak: İstanbul’da Toplanma Alanlarına Dair Bir İnceleme Afet ve Risk Dergisi, 6(1), 226-242.
ULAŞILABİLİR OLMALI
Özgürgün Gürbüz, afet ve acil durum toplanma alanlarının taşıması gereken temel özellikleri şu şekilde sıralıyor: Alanlar, fay kaynaklı ikincil tehlikelerden, sıvılaşma riski yüksek bölgelerden, yıkılma riski bulunan yapılardan ve enerji iletim hatları gibi tehlikeli unsurlardan uzak olmalı. Vatandaşların mümkün olduğunca kısa sürede ve yürüyerek ulaşabileceği yerlerde bulunmalı. Yaşlılar, çocuklar ve engelliler için de erişilebilir olmalı. Hizmet vereceği nüfusa uygun kapasiteye sahip olmalı. Elektrik, içme suyu, aydınlatma, haberleşme, tuvalet ve drenaj altyapısı bulunmalı. Mümkün olduğunca kamu mülkiyetinde bulunmalı.
