BENOÎT BRÉVILLE ve PIERRE RIMBERT
Çeviri: GÜL ILBAY
Soğuk Savaş’ın başında Sovyetler Birliği’ni çevreleme doktrininin fikir babası olan George Kennan, 30 Nisan 1998 günü öfke ve umutsuzluk içinde iç geçiriyordu. ABD Senatosu, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) üç eski Doğu Bloku ülkesini, Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti’ni kapsayacak şekilde genişletilmesini onaylamıştı. Oysa Kennan, sadece bir yıl önce böyle bir kararın “Soğuk Savaş sonrası dönemde Amerikan politikasının yapacağı en feci hata” olacağı uyarısında bulunmuştu. (1) Ancak artık öfkeyle konuşuyordu: “Ruslar giderek daha açık bir şekilde olumsuz tepki gösterecek ve bu adımların politikaları üzerinde sonuçları olacak.” ABD Dışişleri Bakanlığı’nın ilk siyasi işler direktörü olan Kennan, Foreign Affairs dergisinde yayımlanan ünlü bir makalesinde, “ABD’nin çıkarlarına tehdit oluşturmaya başladıkları her yerde Ruslara karşı sarsılmaz bir direniş sergilenmesini” önermişti. (2) Ancak artık, Soğuk Savaş’ı kazanan Batı’nın içgüdüsel saldırganlığıyla kalıcı bir barış olasılığını tükettiğini düşünüyordu: “Rusya’nın Batı Avrupa’ya saldırmaya can atan bir ülke olarak gösterilmesinden özellikle rahatsızlık duydum. İnsanlar anlamıyor mu? Soğuk Savaş sırasında Sovyet komünist rejimiyle anlaşmazlık yaşıyorduk. Oysa bugün, bu rejimi devirmek için tarihin en büyük kansız devrimini gerçekleştirenlere sırtımızı dönüyoruz.” (3)
Bu uyarı dikkate alınmadı. Ruslar, Kennan’ın öngördüğü gibi “açıkça olumsuz” tepki gösterdi ve kendi ifadeleriyle, Kiev’in NATO’ya katılmasını engellemek amacıyla Ukrayna’yı işgal ettiler. Önce 2008’de, ardından da 2020 – 2021’de bu konuyu yeniden gündeme getiren Atlantik İttifakı üyeleri bunun Moskova için savaş nedeni olduğunu biliyorlardı; eski Almanya Başbakanı Angela Merkel de anılarında bunu kabul etti. (4)
Dört buçuk yıl süren kanlı çatışmaların ardından Rusya, Ukrayna’nın NATO’ya katılması olasılığını ortadan kaldırmayı başardı. Ancak bunu üç yönlü bir başarısızlık pahasına yaptı: Askeri başarısızlık (ilk saldırısı batağa saplandı), stratejik başarısızlık (Finlandiya ve İsveç 2023 ve 2024’te İttifak’a katıldı) ve jeopolitik başarısızlık (Moskova’nın Pekin’e bağımlılığı arttı). Batı’nın ekonomik ve askeri desteğiyle ayakta duran Kiev ise büyük bir direniş göstermesine rağmen topraklarının yüzde 20’sini kaybetti, yüz binlerce Ukraynalı genç öldü ya da yaralandı, nüfusun önemli bir bölümü yerinden oldu veya işgal edilen topraklarda kaldı ve alt yapının önemli bir kısmı tahrip oldu. Uluslararası kamuoyunun dikkatini ve karadan havaya atılan mühimmatları başka yöne çeviren Orta Doğu’daki çatışmalar, Rusya’nın işine yaradıysa da cephe hattında belirleyici bir değişiklik yaşanmadı.
Bu çıkmaz, taraflara çatışmaların durdurulmasının gerekliliğini giderek daha fazla düşündürürken, Kiev’in yanında en güçlü biçimde saf tutan Avrupa Birliği ve üyelerini karanlık günler bekliyor. Sahadaki askeri güç dengesini yansıtan bir barışı dayatmak ve bunun bedelini hor gördüğü “yandaşlarına” ödetmek isteyen ABD Başkanı Donald Trump, Brüksel’i zorlu bir seçimle karşı karşıya bırakıyor: Moskova ile olan çatışmada Washington’un yerini almak, Kiev’e askeri ve mali desteği artırmak ve böylece açık bir savaş tehlikesini göze almak ya da barış için müzakere etmeyi kabul etmek ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “Avrupa ve Fransa için varoluşsal bir savaşı kazanma” ve “Rus rejimini yenilgiye uğratma” konusunda basın önünde düşüncesizce ettiği yeminlerden dönmek. (France 2, 14 Mart 2024) Brüksel, kritik önemdeki pek çok konuda olduğu gibi bir kez daha bozguna hazırlanırken göğsünü kabartıyor.
Özel İçerik
Bu içerik sadece gazeteye abone olan okuyucular içindir.Yazının devamını okumak için gazetemize abone olmak ister misiniz?
