FRÉDÉRIC LORDON
Ekonomist ve filozof.
Özel kredilerde temerrüt oranlarının artışını izliyoruz. Yapay zekâ alanında, sivri ucu üzerinde ters duran abartılı finansal piramidin sallanmaya başladığını görüyoruz. (1) Ve bütün bunlar yetmezmiş gibi, uluslararası para-finans sisteminin başka bir sektörü de uyanıyor ve Dantevari bir cehenneme her gün daha çok benzeyen bu kriz tablosunda geri planda kalmak istemiyormuş gibi harekete geçiyor; zira kriz artık gerçekten her yönden geliyor: Şimdi de sıra devletlerin borçlanma faizlerinde… Üstelik bunu hangi kategoriye koyacağımızı da pek bilemiyoruz: Patlayıcılar kategorisine mi, yoksa fitili ateşleyen unsurlar kategorisine mi? Bu, önemsiz ya da boş bir soru değil; özellikle siyasi açıdan son derece önemli sonuçları var. Zira, özel sektör borçlarının yol açtığı bir felaketin ortasında devlet borçları da devreye girerse, suç devlet borçlarının üzerine atılır.
Devlet tahvillerinin faizleri dünyanın pek çok yerinde, özellikle de Japonya ve ABD’de, yıl başından bu yana sessizce ama durmadan yükseliyor. Hikâye, para-finans dünyasının ücra bir köşesinde, konunun uzmanlarına özgü karanlık ve teknik bir meseleyle başlıyor: Carry trade… Carry trade, düşük faizli bir para biriminden borçlanıp daha yüksek getiri sağlayan, yani faizlerin daha yüksek olduğu başka bir para birimine yatırım yaparak aradaki küçük farktan kazanç elde etmeye dayanan spekülatif bir işlemdir. Örneğin, 1990’ların sonundan beri sıfır faiz diyarı olan Japonya, olağanüstü bir olanak sunuyordu. Carry trade’ciler de uzun zamandır bu basit ve kârlı işe yerleşmişti: Japon parasıyla borçlan, Amerikan varlıklarına yatır… İşler tıkırında giderken, birdenbire Japonya’daki faizler yükselmeye başladı. Peki ama neden? Çünkü Japon ekonomisi uzun süren deflasyonist komadan yavaş yavaş çıkmaya başlıyordu. ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’ndaki maceraları da enerji tedariki açısından Körfez’e büyük ölçüde bağımlı olan Japonya’daki enflasyon artışını iyice hızlandırdı. Japon yetkililer artık bu konuda bir şeyler yapma zorunluluğu hissediyor. Bu durum, yenin endişe verici seviyelere düşmesiyle daha da acil hâle geldi: 2011’de 80 yen olan bir dolar, 2026 yazının ortasında 160 yen seviyesine ulaştı. Yenin zayıflaması, ithal ürün fiyatları üzerinden enflasyonu besliyor. Dolayısıyla faizleri artırmak için iki neden var: İlki ekonominin hızını doğrudan etkilemek, ikincisi ise döviz kuru üzerinden dolaylı bir etki yaratmak.
Ve bu bir felaket…
Öncelikle, Amerikan kamu borcunun en büyük alacaklıları bizzat Japon yatırımcılar: Ellerinde 1.2 trilyon dolarlık Amerikan devlet tahvili bulunuyor. (İkinci sırada Birleşik Krallık var; Çin ise frenlere çoktan asıldı ve 2013’teki 1.3 trilyon dolar seviyesinden 660 milyar dolara kadar geriledi.) Bu kadar yüksek tutarlarda varlık bulunduran Japon yatırımcıların atacağı her adım büyük çaplı sonuçlar doğurabilir ve bu yatırımcılar çoktan harekete geçmiş gibi görünüyor. Bu hareketin ilk nedeni, Japonya’daki getirilerin yeniden yükselmesi; ayrıca maliye bakanı da sermayenin ülkeye geri dönmesi çağrısında bulunuyor. Zira yenin desteklenmesi için bu sermayeye ihtiyaç var.
Özel İçerik
Bu içerik sadece gazeteye abone olan okuyucular içindir.Yazının devamını okumak için gazetemize abone olmak ister misiniz?
