HAZAL OCAK
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na (COP31) bu yıl Türkiye ev sahipliği yapıyor. 9-20 Kasım’da 196 ülkenin heyetleri ağırlanacak; hazırlıklar son hızla sürüyor. İklim krizinin gerçekliği ve aciliyeti ise bu büyük buluşmaya günler kala, hem de zirvenin yapılacağı Antalya’da bir kez daha ortaya çıktı.
26 Ekim gecesi saat 23.00 sıralarında Kepez ilçesinde bir hortum, Fevzi Çakmak Mahallesi’ndeki bir inşaat alanını vurdu. İşçilerin kaldığı iki konteyner parçalandı, şantiyedeki kule vinç devrildi. Valiliğin açıklamasına göre dört işçi hayatını kaybetti, biri yaralandı. Soruşturma kapsamında müteahhit ve şantiye şefi tutuklandı. Hortum riski önceden biliniyordu. Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), bir gün önce yayımladığı uyarıda Antalya’nın batısı için şiddetli yağış öngörmüş, olası riskler arasında “kıyılarda hortum” da sayılmıştı. Hortumun hangi sokağa ineceğini kimse bilemezdi kuşkusuz ama uyarının konteynerdeki işçilere ulaşıp ulaşmadığını, ulaştıysa sığınabilecekleri bir yer olup olmadığını ise bilmiyoruz. Peki bu hortumun iklim krizi ve zirveyle ne ilgisi var? Yakından bakalım.
Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı’ya göre tek bir hortumu doğrudan iklim değişikliğine bağlamak bilimsel olarak mümkün değil. Finike ve Kumluca’daki su hortumlarını inceleyen çalışmalar, oluşumda belirleyici olanın alçak basınç sistemleri ve arazi yapısı olduğunu gösteriyor. Ancak bu fırtınaların beslendiği deniz değişiyor. MGM’nin kıyı istasyonlarına göre Akdeniz’de yıllık ortalama deniz suyu sıcaklığı 1981-1991 arasında 21.1 derece iken 2014-2025 arasında 22.3 derceye çıktı. Deniz ısındıkça havaya daha fazla nem ve enerji veriyor, sonbahar fırtınalarını güçleniyor, yağışlar artıyor.
TÜRKİYE, EMİSYON
YARATAN ÜLKELER
LİSTESİNDE YÜKSELDİ
Özel İçerik
Bu içerik sadece gazeteye abone olan okuyucular içindir.Yazının devamını okumak için gazetemize abone olmak ister misiniz?
