ÖZGEN KILIÇARSLAN DANYAL
Şehirle hafızayı, gurbetle aidiyet duygusunu aynı çerçeveye sığdırarak, günlük yaşamın gözden kaçan ayrıntılarını; şiire yakın, şiirsel dile uzak bir şekilde okura sunuyor Nedim Gürsel. Geçtiğimiz her sokakta, uğradığımız her mekanda bir şair ya da bir yazarın bıraktığı imgelerle, onların dünyasına giriyor, o ışıltılı kentte, Paris’te sokak sokak hüzünleniyoruz. Bir yolculuk edebiyatı Paris Buluşmaları… Nedim Gürsel’le son kitabı Paris Buluşmaları’nı konuştuk, Paris, İstanbul, edebiyat ve yaşam dolu bir sohbet yaptık…
Siz “gezi edebiyatı” yerine “yolculuk edebiyatı” tanımlamasını kullanıyorsunuz. Paris Buluşmaları da sizin Paris sokaklarında yaptığınız kısa yolculukları anlatıyor aslında. Kitapta sokakları şair ve yazarlarla bütünleştirmişsiniz. Sanki o sokakların karakterleri var ve siz mekan – karakter ilişkisini irdelemişsiniz. Aynı şekilde kendinizi Paris’te hangi sokak ya da mekanlarla bütünleştirirsiniz ve neden?
Paris Buluşmaları’nda hem kendi Paris serüvenimi hem de Türk ya da yabancı yazarların, aynı kente bakışlarını yorumlamaya çalıştım. Benim Paris serüvenimde belirleyici olan, aklıma ilk gelen mekanların en önemlilerinden biri kuşkusuz Sorbonne alanı olurdu. Paris sözcüğü hayatıma girdiğinde Balıkesir’de ilkokul öğrencisiydim, 1958 yılı olmalı, okumayı yeni sökmüştüm ve babam Fransızca öğretmeni Orhan Gürsel, Paris’teydi. Bize Paris’ten “işte otelimden görünen manzara” diye bir kartpostal yollamıştı. O manzara dediği yer Sorbonne alanıydı. Kim derdi ki yıllar sonra aynı mekana yolum düşecek, Paris’teki günlük hayatımın bir parçasına dönüşecekti Sorbonne alanı. Hatta buradan yola çıkarak bir öykü de yazdım. Ve tabii Paris efsane bir kent, ışıklar kenti… Onun mimari dokusuna olduğu kadar yazınsal ve sanatsal imgesini de ele almaya çalıştım bu kitapta. Ayrıca bugüne kadar Paris hak ettiği ölçüde yer almadı roman ya da öykülerimde. İstanbul gibi, Venedik gibi, Berlin gibi başka kentlerden daha çok etkilenirdim o zamanlar… Bu kitap bir bakıma Paris’e olan borcumu ödemek anlamını da taşıyor benim için.
Kendinizi “Parisli bir Türk yazar” olarak tanımlamışsınız. Buradan yola çıkarak ‘dil’ konusuna değinelim istiyorum. Dil önemli bir konu sizin için. Yazarların hangi dilde yazdıkları üzerine düşündüğünüzü biliyorum. Paris Buluşmaları’nda Cortazar’dan daha kısa bir süre Paris’te kalan Rilke’nin Fransızca yazdığı şiirlerinin tadına varamadığınıdan bahsetmiştiniz. Bunun yanında siz akademik çalışmalarınızı Fransızca, kurgu ve anlatı kitaplarınızı Türkçe yazıyorsunuz. Dil konusunda hâlâ aynı düşüncede misiniz? Fransızca kitap yazmayı düşündünüz mü? Çünkü diğer yazarlardan farklı olarak siz çok uzun yıllardır Paris’te yaşıyorsunuz, kendi ifadenizle Parisli oldunuz ve artık “İstanbul gittiğiniz bir kentken, Paris döndüğünüz kent”.
Özel İçerik
Bu içerik sadece gazeteye abone olan okuyucular içindir.Yazının devamını okumak için gazetemize abone olmak ister misiniz?
