PETER HARLING
Beyrut’taki Synaps araştırma merkezinin direktörü.
Çeviri: DİLAN YAVUZ
Gazze savaşı, tek bir şeyden ibaret olan bir “barış anlaşması” ile sona erecek: Konuyu değiştirmek. İsrail’in bombardımanları devam ediyor. İnsani yardım yetersiz kalıyor. Yabancı gazetecilerin bölgeye girişi, işgal güçlerinin devriyelerine katılmadıkları sürece hâlâ yasak. Mahallelerin tamamı dinamitlerle yerle bir edilirken yeniden inşa süreci, somut bir projeden ziyade bir hayal olarak kalıyor. Sivil kurbanlar, işlenen ihlaller ve gerekçesiz yıkımlar karşısında adalet beklentisi de en az bunun kadar gerçeklikten uzak. Gazze’yi kim, hangi meşruiyetle ve hangi araçlarla yönetecek sorusunın yanıtı her zamankinden daha belirsiz. Amerika Birleşik Devletleri, Fransa ve Arap devletleri tarafından kutlanan anlaşma, sürdürülebilir bir barış için gerekli unsurların hiçbirini içermiyor. Eğer bir normalleşmeden söz edilecekse, bu sadece sorunun ortadan kaldırılması anlamında olacaktır; Madem müzakereler sonuçlandı ve şiddet bir nebze azaldı; öyleyse başka şeylerden konuşalım…
Perdenin bu şekilde kapatılması son derece etkili oldu. Büyük kısmı çatışmayı isteksizce takip eden medya, kendilerine sürekli rahatsızlık veren, yönetilemez gerilimler ve utanç verici bir otosansür yaratan bu konuyu bir an önce kapatmak istiyordu. Birçok hükümet yetkilisi, Gazze halkının acılarının değil, bu konuya gösterilmesi gereken ilginin azaldığını görmekten benzer bir rahatlık duyuyor. Çatışmanın sona erdiğini ilan ediliyor ve soykırım iddiaları, suç ortaklığı suçlamaları, uluslararası hukukun ihlali gibi bir dizi zorlu sorun, basitçe geçmişte bırakılarak çözülmüş gibi davranılıyor. Hükümetlerimizin bir parantez olarak ele almak istediği bu savaş faslı, nihayet sona erebilir.
Bu keyfi kapanış, çatışmayı bir dönüm noktası olarak gören herkesi derin bir çaresizliğe sürüklüyor: Korkunç, sınır tanımayan şiddet, yalnızca aşırı güçlü teknolojiyle desteklenen ve ırkçı dürtülerle yönetilen kanunsuz bir dünyanın habercisi. Peki, her şey bulaşıcı bir kayıtsızlıkla sona erebiliyorsa, gerçekte ne oldu? Bir savaş hem bu kadar vahim olup hem de bu kadar çabuk unutulabilir mi? Nasıl olup da somut ama ardından hiçbir iz bırakmayan bir kâbustan uyanmış gibi davranabiliriz; nasıl olup da gerçek dışılık duygusuna kapılmayız? Şiddetin nispeten azalmasıyla birlikte duygusal ve ahlaki yorgunluk artarken neye tutunabiliriz?
SANKI GELİP GEÇİCİ
GÖLGELERMİŞ GİBİ
SİLİNİP GİTTİLER
Özel İçerik
Bu içerik sadece gazeteye abone olan okuyucular içindir.Yazının devamını okumak için gazetemize abone olmak ister misiniz?
