NURCAN BİLGE GÖKDEMİR
Gazeteci, BirGün Ankara Temsilcisi.
İsmail’e…
Selam… Günde en az 10 kez yüz yüze ya da telefonla birbirimize söylemeye alışık olduğumuz bu sözcüğü artık kâğıt, kalemle ya da Sincan Cezaevi’nin kapalı görüş kabinlerinde camların ardından duyurmaya çalışıyoruz…
21 Mart Cumartesi günü başlayan esaretin mayıs ayı başlarında hâlâ sürüyor. Seni son olarak tutukluluğunun 35’inci gününde Sincan Cezaevi’nde gördüm. Gün aklımda kalmazdı da senin camın ardından ahizeyi eline alıp “35 gün sonra merhaba abla” deyişin beynime kazındı. Gencecik bir adamın sırf işini iyi yaptığı için dört duvar arasına tıkılmış olması, yaşamından sevdikleriyle geçireceği güzel zamanların çalınması, çok sevdiği işini yapmaktan alıkonulması gün oldu, hafta oldu, ay oldu tokat gibi yüzüme çarptı. O günün üzerine yenileri eklendi; seni Ankara’nın kara kışında kötülüğe teslim ettik: Bir geceyarısı aldılar, dört duvar arasına koydular. Artık bahar geldi; bu kente en çok yakışan mevsim başladı. Seni dört gözle bekliyoruz. Bahar bitmeden seni kucaklama ümidimizi hep canlı tutuyoruz…
Gittiğin günden bu yana seni anlatmam isteniyor benden çokça: Nasıl bir insan, nasıl bir gazeteci “Anlat” deniliyor, yazmam isteniyor. “İsmail’i” diyorum, “Henüz 20’li yaşlarına girmeden, sanırım 19 yaşında tanıdım” diye başlıyor, şöyle devam ediyorum: İsmail, İletişim Fakültesi öğrencisi idi tanıdığımda. Ülkedeki gençlerin tamamına yakını gibi eğitimini güçlükle sürdürebilen, zeki, ülkesine, sınıf kardeşlerine duyarlı, memleketin derdiyle dertli bir delikanlıydı. Gazete çevresinde hep var olan, zaman zaman gazete dağıtan, her işe koşturan, çok çalışkan, ateş gibi bir delikanlı.
Okul bittiğinde BirGün’ün kapısını gazeteci olmak için çaldı. Dışarıdan çok parlak görünen bu mesleği yapmak için gelen onlarca gençten biriydi benim gözümde, “Bakalım ne zaman pes edecek” diyerek staj olanağı sağladık.
Mesleğe olan hevesini, isteğini anlamak çok uzun sürmedi. “Var bir umut” diyerek İsmail’e AKP iktidarları döneminde kamu kaynaklarını iktidara yakın çevreler için ranta dönüştürme aracı olan kamu ihalelerinin yayımlandığı Kamu İhaleleri Bülteni’ni takip görevi verildi öncelikle. Bu bülteni çözümlemek, oradan kamu kaynaklarının yağmasını teşhir eden haberler yazmak hiç zor olmadı İsmail için. Ancak bu haberlerle de yetinmemeye başladı. Bir yardım kuruluşu olan ancak sahip olduğu dev bütçesi ve geniş çalışma alanı dolayısıyla haksız kazanç, siyasi güç elde etmek isteyenler için cazip bir yer olan Kızılay’da yaşananlarla ilgilenmeye başladı. AKP iktidarlarının laboratuvarı gibi olan bu kurumdaki karanlık ve rant temelli ilişkilerle ilgilenmeye başlaması onu kısa sürede bazı çevrelerin hedefi haline getirdi.
Genç, henüz gazete ile profesyonel iş ilişkisi de kurulmamış olan bu aday gazeteciyi uyardık, onu korumak, bu karanlık çevrelerden zarar görmesini engellemek için… “Sadece verilen görevleri yerine getireceksin” sözü tabii ki İsmail’i durdurmadı. Bu kez büroda olmadığı süreler içinde araştırmayı sürdürdüğünü kısa süre içinde anladık. Kızılay’daki yağmayı gözler önüne seren belgeli haberleri birbiri ardına yazmaya başladı. Kızılay’ın deprem sırasında yapmadıklarını gazete sayfalarına taşıdı. Bununla da kalmadı o dönemin sorumlularından Kerem Kınık’ın bir kişinin ölümüne yol açan trafik kazasına neden olan kızı Zehra Kınık’ın cezalandırılmamasını adım adım takip etti. Mesleğin hemen başında araştırmaya, takip etmeye başladığı bu konu ona hem stajyerlikten muhabirliğe terfi ettirdi hem de yazdığı bir kitapla isminin yanına “Yazar” unvanını ekledi.
Sonrasında geçen yedi yıllık gazetecilik yaşamına o kadar çok sarsıcı haber sığdırdı ki İsmail… Gün geldi dini yapılanmalarla iktidarın arasında kurulan ilişkileri, bunların misyonunun dini kurallarla sınırlı kalmayıp bizzat ülke yönetimine kadar uzadığını, siyasilerin yasa dışı oluşumlarla kurduğu ilişkileri, tarikat yapılanmaları içinde zarar gören kadınları, çocukları yazdı. Depremde binlerce insanın ölümüne yol açan çürük binaların müteahhitlerinin peşini bırakmadı. Yazdığı haberler bu insanların cezasız kalmasını önledi; ısrarla yazdığı haberlerdeki fotoğraflar bazı kaçak müteahhitlerin yakalanmasını sağladı. Bürokrasideki nepotizmi örnekleriyle gözler önüne serdi. Mafyadan gelen tehditlere karşın bu yasadışı oluşumların yaptıklarını haberleştirmekten geri durmadı. Cezalandırılması istenen haberlerden biri olan Yunus Emre Vakfı’ndaki milyonlarca liralık hırsızlığı gözler önüne serdi; sorumlularının yargılanmasını sağladı.
Bunlar İsmail’in gazeteciliğinden bazı örnekler… Ama İsmail’in gazeteciliğinin ötesinde geçen bir özelliği var ki çok da iyi bir insan. İsmail, çürük binaları inşa eden müteahhitleri tüm tehditlere, rüşvet tekliflerine karşın soluksuz izlerken diğer yandan o binalarda bütün ailesini kaybeden annelerin de dert ortağı oldu. Tarikat karanlığından kurtulmak için canına kıyan anne ile beraberinde götürdüğü kızının kimliklerinin belirlenmesini, ailesinden birinin haberini bekler gibi korku içinde bekledi.
Kendi deyimiyle “Hangi dağ efkârlıysa orada oldu”… Bunu tutuklandıktan sonra dayanışmak için, üzüntüsünü ifade etmek için bize ulaşanlarda gördük. Üniversiteliler “Eylemlerimizde yanımızda oldu” dedi; depremzede anneler “Geceyarıları dertleşmek için onu arardık” dediler; iktidarın etkinliklerine cami cemaatini götürmediği için görevinden uzaklaştırılan bir imam “Kardeşim cezalandırılıyor gibi hissediyorum” diye aradı bizleri. İnançlı bir yurttaş, “O hep gerçekleri yazdı, onun için dua ediyorum” derken haberlerini yaptığı eylemci işçiler aralarında topladıkları yardım parasını verebilmek için kapımızı çaldı. İsmail için yapılan dayanışma etkinliklerindeki topluluğun çeşitliliği İsmail’in yanında olduğu efkârlı dağların yankısı oldu…
“Gazetecilik, habercilik bitti” denilen bir dönemde meslek açısından da umut oldu İsmail’e yapılan kötülük. Haberin hâlâ halkta karşılığı olduğunu gördük bu süreçte. Hiçbir haberi belgesiz olmayan, sırf belgelendiremediği için yazdıkları kadar yazamadığı haberleri olan İsmail, şimdi “yalan bilgiyi alenen yaymakla” suçlanıyor. Türkiye’de gazeteci cezalandırmayı kolaylaştırmak için yürürlüğe girdiği İsmail’in yaşadıkları ile de bir kez daha kanıtlanan Türk Ceza Kanunu’nun 217’nci maddesinin “a” bendinde düzenleniyor bu suçlama. Ama biz biliyoruz ki İsmail’in suçu iddia ettiklerinin tam aksine “Doğru bilgiyi alenen yaymak”… Muktedirler “Hakikat avcısı” gazetecilere tahammül edemiyor. Ama biz biliyoruz ki: “İsmail çıkacak yine yazacak”, “Alican çıkacak yine yazacak”, “Pınar çıkacak yine yazacak”, “Merdan çıkacak yine yazacak”…
