• Abonelik
  • Künye
  • Gizlilik İlkeleri
  • Yayın İlkeleri
  • Kullanım Koşulları
  • Çerez Politikası
  • Reklam
  • İletişim
Çarşamba, Mayıs 6, 2026
Le Monde diplomatique Türkçe
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • LMd
  • Yazarlar
  • Konuk Yazarlar
  • Politika
  • Gündem
  • Dünya
  • Finans
  • Kültür-Sanat
  • Anasayfa
  • LMd
  • Yazarlar
  • Konuk Yazarlar
  • Politika
  • Gündem
  • Dünya
  • Finans
  • Kültür-Sanat
No Result
View All Result
Le Monde diplomatique Türkçe
No Result
View All Result
Anasayfa Konuk Yazarlar İrfan Hüseyin Yıldız

Yaklaşan küresel kriz ve Türkiye…

2022’den beri ekonomik krizle boğuşan ve kırılgan bir ekonomik yapıya sahip olan Türkiye, yaklaştığı söylenen küresel ekonomik krizden en çok etkilenecek ülkelerden biri olabilir. Küresel talep daralması ve dolayısıyla Türkiye’nin ihracat pazarlarının daralması uzun vadeli sorunlar ortaya çıkarabilir.

5 Mayıs 2026
in 9, İrfan Hüseyin Yıldız, Konuk Yazarlar
Bütün savaşların ardındaki savaş

İRFAN HÜSEYİN YILDIZ

TÜRMOB Genel Başkanı.

Dünya ekonomilerinin bir krize doğru gitmekte olduğu uzun bir zamandır dile getiriliyor ve bu durumda neler yapılması gerektiği tartışılıyordu. Dünya Ekonomik Forumu 2026 (WEF) toplantılarında kriz uyarısı ve krizin olası kaynakları konusu yeniden ve yoğun biçimde gündeme getirilmişti. WEF’nin Küresel Risk Raporu’nun ilk iki sırasında ticaret savaşları ve devletler arasındaki silahlı çatışmalar yer aldı. Nitekim, çok uzun süre geçmeden bu iki olasılık da gerçekleşti ve dünya ekonomileri bu gelişmelerin yol açtığı ekonomik krizlerden etkilenmeye başladı. Kriz giderek global hale geldi ve bulunduğumuz aşamada tüm ülkeler bundan sonrasının nasıl olabileceğini öngörme ve yapılabilecekler konusunda politikalar üretme çabalarına girmeye başladı.

Bu çerçevede, 2022 yılından bu yana kendi özel krizi ile uğraşmakta olan Türkiye, İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaşın yol açtığı sonuçların etkilerini de kriz analizlerinin içine katmak zorunda kaldı. Bu savaşın, süresinden bağımsız olarak yol açacağı düşünülen etkileri bulunmaktadır. Bunların ilk sırasında doğal olarak enerji maliyetleri gelmektedir. Petrol ve doğal gaz fiyatlarının artması kaçınılmaz hale gelecektir. Diğer yandan, lojistik alanda yaşanacak olan sorunlar ve tedarik zincirlerinin kırılması ise genel olarak emtia fiyatlarında artışlara yol açacaktır. Daha net ifade etmek gerekirse; enerji, gıda ve finans hatlarında küresel bir kırılma anı ortaya çıkmıştır. Bu süreç enflasyonu tetikleyecek ve büyüme üzerine de baskı yaratacaktır.

Bu gelişmelerin Türkiye’yi daha riskli hale getirmesi olasılığı yüksektir. Türkiye’nin mevcut durumu zaten kırılgan bir ekonomik yapı sergilemekteydi. Türkiye açısından ekonomik kırılganlık tanımının kullanılmasına yol açan şu sebepler bulunmaktadır: Cari açık ve enerji bağımlılığı, enflasyon dinamikleri, döviz kuru ve finansal istikrar, artan risk primi. Özetlemek gerekirse, petrol fiyatlarındaki artış cari açığa ilave yükler getirmektedir. Küresel petrol arzının önemli bir kısmının geçtiği Hürmüz hattındaki aksama, enerji fiyatlarını hızla yukarı çekmiştir. Petrol arzındaki aksama sadece benzinin fiyatının artması demek değildir. Üretimin pahalı hale gelmesi, taşımacılığın maliyetinin artması ve hayatın pahalanması demektir. Enerji fiyatlarındaki artış küresel enflasyonu yukarı çekerken, büyüme hızını da aşağıya çekecektir. Ekonomide iki zıt gelişmenin (enflasyon – durgunluk) birlikte ortaya çıkması olasılığı güçlenmiştir. Bu risk (stagflasyon) Türkiye için de mevcuttur. Diğer taraftan, bu gelişmelerin döviz kuru üzerine baskı oluşturması kaçınılmaz hale gelmektedir. Son yıllarda uygulanan finansal istikrar politikasının omurgası kur istikrarı üzerine oluşturulmuştur. Kurlarda ortaya çıkabilecek yüksek oranlı değer kayıpları finansal istikrar politikalarını işlevsiz hale getirebilecektir.

Türkiye açısından cari açığı kırılgan bir alan olarak ortaya çıkaran diğer gelişme ise “turizm”dir. Savaşa bağlı olarak turizm hareketleri etkilenebilecek ve turizm gelirlerindeki azalma cari açık sorununu derinleştirebilecektir. Savaşın, yabancı sermaye girişini olumsuz etkilemesi olasılığı da bu kapsamda değerlendirilmelidir.

Bu süreçte, tüm dünyada faiz artırma baskısı ortaya çıkmıştır. Artık hiç kimse faizleri düşürmekten bahsetmemektedir. Türkiye, zaten ülke içinde yükselen faizlerden büyüme performansı üzerinden etkilenmektedir. Ayrıca, tüm dünyada faizlerin yükselmesi, uluslararası borçlanmayı pahalı hale getirecek ve Türkiye’nin finansal yükünü artıracaktır. Finansal piyasalardaki olası daralma ise borçlanma koşullarını sıkılaştıracaktır.

Türkiye, enerji (emtia) fiyat artışı + kur şoku + enflasyon baskısı ile karşı karşıya kalabilecektir. Bu çerçevede Türkiye ekonomisi, kısa vadede makro dengelerinde bozulma ve orta vadede büyümede yavaşlama ve finansal zorluklarla karşılaşma riskiyle karşı karşıyadır. Küresel ekonomik krizler, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda sosyal ve politik sonuçlar doğuran çok boyutlu süreçlerdir.

Enerji arz güvenliğinin bir an önce sağlanması gerekmektedir. Bunun gerçekleştirilememesi halinde tüm dünya ekonomileri gibi Türkiye’de krizin fazlasıyla etkilediği ekonomilerden birisi olacaktır. Küresel talep daralması ve dolayısıyla Türkiye’nin ihracat pazarlarının da daralması ve büyüme kaybı yaşaması uzun vadeli sorunlar ortaya çıkarabilecektir. Bu gelişmeler çerçevesinde Türkiye için iç pazarı korumak ve güçlendirmek daha fazla önem kazanmıştır. Cumhurbaşkanlığınca açıklanan yatırımları, ihracatı, döviz ve sermaye girişlerini teşvik eden düzenlemelerin de Türkiye’nin kırılgan olan finansal istikrarını destekleme amacı taşıdığı anlaşılmaktadır.

Önerilerimizi şöyle sıralayabiliriz: Para ve maliye politikası koordinasyonu güçlendirilmelidir, enflasyonla mücadelede güvenilirlik artırılmalıdır, bankacılık dışı finansal sistem yakından izlenmelidir, makro ihtiyati tedbirler genişletilmelidir, ihracat pazar çeşitliliği artırılmalıdır, katma değerli üretime geçiş stratejik bir planlama dahilinde hızlandırılmalıdır, kamu maliyesinde disiplin sağlanmalı ve sürdürülebilirlik korunmalıdır, borç yönetimi etkinleştirilmelidir, demokratik ve kurumsal yapıların kapsayıcılığı ve etkinliği artırılmalıdır, hukuk düzeni, her alanda ileri standartlarda işler ve etkin hale getirilmelidir.

2026 sonrası dönemde küresel ekonomik kriz olasılığı tek bir faktörden değil, çoklu risklerin birleşiminden kaynaklanacaktır. Bu çerçevede, toplumsal rıza ve mutabakatın oluşması önem arz etmektedir. Aksi halde “yumuşak iniş” senaryosu giderek zorlaşmaktadır. Finansal kırılganlıklar sistemik risk üretme potansiyeline sahiptir.

Tags: daralmaEkonomik krizihracatKRİZkurLe Monde diplomatique Türkçe Mayıs 2026talepyatırm
Anka Haber Ajansı Anka Haber Ajansı Anka Haber Ajansı

Hakkında

Le Monde diplomatique Türkçe

Aylık olarak yayınlanır.

Kategoriler

  • LMd
  • Yazarlar
  • Konuk Yazarlar
  • Politika
  • Gündem
  • Dünya
  • Finans
  • Kültür-Sanat

Bağlantılar

  • LMd Dijital Abonelik
  • LMd Abonelik
  • Reklam
  • Arşiv
  • Dünyada LMd
  • Abonelik
  • Künye
  • Gizlilik İlkeleri
  • Yayın İlkeleri
  • Kullanım Koşulları
  • Çerez Politikası
  • Reklam
  • İletişim

© 2023 Le Monde Diplomatique Türkçe - Tüm hakları saklıdır.

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • LMd
  • Yazarlar
  • Konuk Yazarlar
  • Politika
  • Gündem
  • Dünya
  • Finans
  • Kültür-Sanat
  • ————
  • Abonelik
  • Künye
  • Gizlilik İlkeleri
  • Yayın İlkeleri
  • Kullanım Koşulları
  • Çerez Politikası
  • Reklam
  • İletişim

© 2023 Le Monde Diplomatique Türkçe - Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

Bu internet sitesi çerezleri kullanır. Bu internet sitesini kullanmaya devam ederek çerezlerin kullanılmasına izin vermiş olursunuz. Çerez Politikası sayfamızı görüntüleyin.
Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?