DIDIER ORTOLLAND
2016 – 2021 yılları arasında Fransa Avrupa ve Dışişleri Bakanlığı Hukuk İşleri Dairesi’nde Deniz Hukuku, İç Su Yolları Hukuku ve Kutup Bölgeleri Alt Dairesi Başkanı olarak görev yaptı. “Les Mers de Chine. Géopolitique, confrontation et droit international” (L’Harmattan, Paris, 2024) adlı kitabın yazarı.
Çeviri: IŞIL GÜRCAN
Washington ve Tel Aviv’in geçen şubat ayının sonunda İran’a karşı başlattığı savaştan birkaç gün önce Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne coğrafi koordinatlardan oluşan bir liste sunan Irak hükümeti, Basra Körfezi’deki hak iddiasını iletti. Başta Körfez İşbirliği Konseyi’nin tüm üyeleri (Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Umman, Katar) olmak üzere pek çok kesimden büyük tepki çekti. Irak’ın, herkesin gözünün çevrili olduğu bu son derece stratejik sulara erişimi meselesi, geçen yüzyıl boyunca bölgesel siyasetin önemli sorunlarından biri olageldi. Ancak İran’ın doğrudan tarafı olduğu gelişmeler nedeniyle bölgedeki güvenlik ortamının ciddi biçimde bozulmuş olması, sorunu yeni ve çok daha tehlikeli bir boyuta taşıyor.
Bu anlaşmazlığın temelinde, jeopolitiğin klasik sorunlarından biri yatıyor: Irak’ın neredeyse tamamen denize kapalı bir ülke olmaktan kurtulma isteği. Birleşik Krallık, Osmanlı İmparatorluğu ile müttefiki Almanya’nın Körfez’in batı ucunda bir derin deniz limanına sahip olmasını ve Hindistan yolunu tehdit edebilecek bir konuma ulaşmasını engellemek amacıyla, 1914 yılında Kuveyt üzerinde bir himaye rejimi kurdu. (1) 1932’de Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını kazanan Irak, Abdullah Körfezi de dahil edildiğinde yalnızca 60 kilometrelik bir deniz çıkışına ve derin su limanından yoksun, çamurlu bir kıyı şeridine sahipti. (2) Bağdat yönetimi, Dicle ile Fırat’ın birleşmesiyle oluşan ve sularını İran’la paylaştığı Şattülarap Nehri’nin üzerinde bulunan ve denizden yaklaşık 100 kilometre içeride inşa edilen Basra Limanı’na sahip. Ancak Haziran 1975’te imzalanan Cezayir Anlaşması, iki ülke arasındaki sınırı nehrin orta hattı olarak belirliyor. Irak, daha stabil bir deniz çıkışı elde edebilmek için, Bubiyan Adası’nın gerisinde bulunan bir deniz yolu üzerinde Kuveyt’le paylaştığı Ümmü Kasr Limanı’nı geliştirdi. Ancak Bağdat, içinde bulunduğu bu durumu hiçbir zaman gerçekten kabullenmedi: 1958’deki Hür Subaylar Devrimi’nden sonra komşu emirlik üzerinde egemenlik iddia etti; 1961’de bağımsızlığını kazanan Kuveyt’i iki yıl boyunca tanımadı. Sonraki yıllarda da Kuveyt egemenliği altında bulunan Bubiyan ve Varba adaları üzerindeki hak iddialarını sürdürdü. Saddam Hüseyin, Ağustos 1990’da komşusunu işgal etti ve Birinci Körfez Savaşı patlak verdi.
Savaşın ardından, iki ülke arasındaki kara sınırlarının kesin olarak belirlenmesi amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından, Irak – Kuveyt Birleşmiş Milletler Gözlem Misyonu (UNIKOM) kuruldu. İki ülke arasındaki sınırlar büyük ölçüde belirsizdi; bu belirsizlik özellikle Ümmü Kasr Limanı’na ulaşımı sağlayan ve iki ülkeyi birbirinden ayıran deniz kollarını – Zübeyr Körfezi, Şityana Körfezi ve Abdullah Körfezi – kapsıyordu. Zübeyr Körfezi’nin sularının neredeyse tamamını Bağdat’a bırakan komisyon, Ümmü Kasr Limanı’nın girişini nispeten güvence altına aldı. Buna karşılık Şityana ve Abdullah körfezlerindeki sınır, orta hat esas alınarak belirlendi. Bu öneri, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 27 Mayıs 1993 tarihinde oybirliğiyle kabul ettiği “833 sayılı kararla” onaylandı. Başlangıçta bu kararı reddeden Irak hükümeti, yaptırımların kaldırılması ihtimali karşısında geri adım attı ve isteksizce de olsa kabul etti. Söz konusu karar, karasuları ile münhasır ekonomik bölgelerin (MEB) sınırlarının belirlenmesini ise bölge ülkelerinin kendi aralarında çözmesi gereken bir mesele olarak bıraktı.
TARTIŞMA KONUSU
OLAN SIĞLIK BÖLGE
VE BİR TESİSİN İNŞASI
Özel İçerik
Bu içerik sadece gazeteye abone olan okuyucular içindir.Yazının devamını okumak için gazetemize abone olmak ister misiniz?
