AYKUT KÜÇÜKKAYA
Türkiye, Haziran ayının son günlerine 32 yaşındaki genç bir komedyenin stand-up gösterisinin yankısıyla girdi. Deniz Göktaş’ın YouTube’a yüklediği 90 dakikalık “Ölü Deniz” isimli gösterisi sosyal medyada fırtına kopardı.
Bu yazının kaleme alındığı sırada gösterinin YouTube’da izlenme sayısı 7 milyonu bulmuştu ki tüm ülkenin beklediği “soruşturma” haberi ay bitmeden ajanslara düştü. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma gerekçesini “dini değerleri aşağılama, suç unsuru ifadeler” olarak açıkladı. X platformundaki paylaşımlara erişim engeli getirildiği haberleri de birbiri ardına basına yansıdı.
Erdoğan destekçisi medya bir kaç gün içinde yaptığı haberlerde 32 yaşındaki Deniz Göktaş için “sözde komedyen” ifadesini kullanmaya başladı.
***
Yapay zekâ, mizahı, “olayların ve durumların gülünç, çelişkili veya eğlenceli yanlarını ortaya çıkararak insanı güldürmeyi, eğlendirmeyi ve çoğu zaman düşündürmeyi amaçlayan bir sanat ve iletişim türüdür” diye tanımlıyor. Türk Dil Kurumu ise mizahı şöyle anlatıyor: “Gerek hayatta gerekse sanat ve edebiyatta kullanımı itibarıyla yaşanan gerçekliğe farklı bir bakış açısıyla bakabilen, sorgularken gülümseten, gülümsetirken düşündüren, düşündürürken farklı noktalara dikkatleri çekebilen bir anlatım tarzıdır.”
32 yaşındaki genç bir insan çıkıyor bir mizah gösterisi yapıyor. Ne yapacaksın? Şu kocaman dünyada yapacağın iki şey var: Ya gülüp geçeceksin… Ya da beğenmezsen videoyu izlemeyeceksin… Altı üstü bu…
***
Okurun sesini duyar gibiyim… Evet… Ben de milyonlar gibi mizah gösterisini izledim. Kim bilir, sosyal medyada tutulduğumuz bombardıman beklentimi çok yüksek tuttuğundan olacak orta kıvamda bir gösteriydi benim için. Ne iyi ne kötü!..
Ama cesareti!.. İşte o çok iyi!.. 32 yaşındaki Deniz’in mizah cesareti 2026 yılında yüzümüze tokat gibi çarptı. Ülkenin yaşadığı “otosansür” cenderesi insanların ruhuna öyle işlemiş ki Deniz Göktaş’ın sağlı sollu herkesi yeren mizah anlayışı toplumun bir kesimine “öfke” bir kesimine “aydınlanma” yaşattı.
***
Yazıya noktayı koyarken nedense aklıma Dan Brown’ın romanından beyaz perdeye uyarlanan “Melekler ve Şeytanlar” filmindeki final repliği geldi: “Din kusurludur; ancak bunun nedeni insanoğlunun kusurlu olmasıdır…”
Türkiye “demokrasi treninden” ineli çok oldu. Yine de insan, soruşturmayı yürüten savcının, insanoğlunun mizahında bir kusur aramamasını diliyor. İçinden “ya milyonlar gibi gülüp geçmeli savcı ya da yine milyonlar gibi beğenmiyorsa videoyu izlememeli, dosyayı kapatıp geçmeli” diye umut ediyor. İnsanın büyük kusuru işte, umut etmeden yaşayamıyor…

Oslo’da yıllık buluşma
Le Monde diplomatique’in yıllık edisyon toplantısı Haziran ayının ilk haftasında Norveç’te yapıldı. Norveç edisyonunun başkent Oslo’daki ofisindeki toplantıya Fransa Temsilcimiz Gül İlbay’la birlikte katıldık. Le Monde diplomatique Genel Yayın Yönetmeni Benoît Bréville ve Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı Anne-Cécile Robert’in uluslararası gelişmeleri değerlendirdiği toplantıda Guillaume Barou, Vincent Caron ve Julie Maury editoryal sunum yaptı. Edisyon temsilcileri jeopolitik gelişmelerle ilgili görüşlerini belirtti; fikir alışverişinde bulundu.
