• Abonelik
  • Künye
  • Gizlilik İlkeleri
  • Yayın İlkeleri
  • Kullanım Koşulları
  • Çerez Politikası
  • Reklam
  • İletişim
Salı, Ağustos 4, 2026
Le Monde diplomatique Türkçe
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • LMd
  • Yazarlar
  • Konuk Yazarlar
  • Politika
  • Gündem
  • Dünya
  • Finans
  • Kültür-Sanat
  • Anasayfa
  • LMd
  • Yazarlar
  • Konuk Yazarlar
  • Politika
  • Gündem
  • Dünya
  • Finans
  • Kültür-Sanat
No Result
View All Result
Le Monde diplomatique Türkçe
No Result
View All Result
Anasayfa Konuk Yazarlar Erol Emon

BİLİM, BELLEK VE GELECEK

Zemini fay hatları ile dolu olan Türkiye’nin hafızasında deprem acıları önemli bir yer tutuyor. Ülkedeki tartışmalar, fay hatları, depremin ne zaman olacağı, büyüklüğünün kaç olacağı gibi konular etrafında şekillenirken depreme hazırlık ve deprem sonrasına ilişkin çalışmalar çoğunlukla ikinci planda kalıyor.

4 Ağustos 2026
- Erol Emon, Konuk Yazarlar, Politika
NASIL KAPİTALİST OLDUM?

EROL EMON

Jeofizik Mühendisi

Türkiye, yalnızca depremlerin meydana geldiği bir coğrafya değildir. Türkiye, jeolojik anlamda sürekli hareket eden, şekil değiştiren ve yeniden oluşan bir kara parçasıdır. Anadolu, milyonlarca yıldır Avrasya, Afrika ve Arap levhalarının arasında sıkışmaktadır. Bu sıkışma yalnızca dağları yükseltmemiş, aynı zamanda dünyanın en aktif fay sistemlerinden bazılarını da oluşturmuştur.

Bugün Kuzey Anadolu Fay Zonu boyunca uzanan enerji birikimi, yalnızca bilim insanlarının değil, milyonlarca insanın günlük yaşamını doğrudan ilgilendiren bir gerçekliktir. Ancak Türkiye’de deprem konusu çoğu zaman yalnızca büyük felaketlerden sonra gündeme gelmektedir. Oysa deprem, belirli aralıklarla hatırlanacak bir olay değil; sürekli yaşanan jeodinamik bir süreçtir.

17 Ağustos 1999 gecesi saatler 03.02’yi gösterdiğinde yalnızca bir fay kırılmadı.
Bir güven duygusu da kırıldı. Marmara Bölgesi’nde meydana gelen deprem on binlerce insanın yaşamını doğrudan etkiledi. Binlerce yapı saniyeler içerisinde çöktü. Resmi rakamlar yıllarca tartışıldı. Ancak sayıların ötesinde bir gerçek vardı:
Türkiye hazırlıklı değildi.

17 Ağustos yalnızca bir deprem tarihi değildir. Aynı zamanda Türkiye’nin kentleşme anlayışının, yapı denetim sisteminin ve afet yönetimi kapasitesinin sorgulanmaya başlandığı tarihsel bir dönüm noktasıdır. Bugün aradan geçen yıllara rağmen Marmara Denizi içerisindeki aktif fay segmentleri hâlâ bilim dünyasının en önemli araştırma alanlarından biri olmayı sürdürmektedir.

MARMARA’NIN
ALTINDAKİ
SESSİZ GERİLİM

1990’lı yıllarda Marmara Denizi’nin jeolojik yapısına yönelik çalışmalar hız kazanmaya başlamıştı. O yıllarda yürütülen sismik araştırmalar, deniz tabanının altında karmaşık ve aktif bir fay sisteminin bulunduğunu ortaya koyuyordu. Benim de incelemelerde bulunma fırsatı elde ettiğim Piri Reis araştırma gemisi, bu çalışmaların önemli platformlarından biriydi.

Marmara Denizi’nin altında bulunan fay segmentleri yalnızca jeolojik yapılar değildir. Onlar aynı zamanda milyonlarca insanın yaşadığı İstanbul’un geleceğini doğrudan etkileyen yapılardır. Bugün bilim dünyasında farklı senaryolar tartışılsa da ortak görüş şudur: Marmara Bölgesi önemli bir deprem tehlikesi taşımaktadır. Ancak bilimsel açıdan hâlen cevaplanamayan temel soru şudur: Bu enerji ne zaman boşalacaktır?

Depremi önceden bilmek mümkün mü? İnsanlık binlerce yıldır bu sorunun cevabını arıyor. Modern sismoloji bugün depremlerin oluşum mekanizmasını büyük ölçüde açıklayabilmektedir. Ancak kesin tarih, saat ve büyüklük vererek deprem tahmini yapmak zordur. Bununla birlikte dünyanın birçok ülkesinde deprem öncesinde meydana gelebilecek fiziksel değişimler üzerine araştırmalar yürütülmektedir. Yer kabuğundaki gerilim değişimleri, elektromanyetik anomaliler, radon gazı ölçümleri, iyonosfer davranışları ve uydu gözlemleri bu çalışmaların merkezinde yer almaktadır. Özellikle son yıllarda iyonosferde gözlenen TEC (Toplam Elektron İçeriği) değişimlerinin bazı büyük depremler öncesinde farklı davranışlar gösterebildiğine ilişkin araştırmalar dikkat çekmektedir.

Bu çalışmalar, yapay zekânın inanılmaz gelişmesi sebebiyle hızlı bir şekilde ilerlemiştir. Ve bilim tarihi göstermektedir ki büyük keşifler çoğu zaman uzun yıllar boyunca küçük verilerin dikkatle izlenmesiyle ortaya çıkar.

TÜRKİYE’NİN
ASIL SORUNU
FAY HATLARI MI?

Deprem öncüleri üzerine çalışan araştırmacılar çoğu zaman iki farklı yaklaşım arasında kalmaktadır. Bir tarafta hiçbir öncü sinyalin güvenilir olmadığını savunan görüş bulunmaktadır. Diğer tarafta ise çok sayıda fiziksel parametrenin birlikte değerlendirilmesiyle gelecekte anlamlı sonuçlar elde edilebileceğini düşünen araştırmacılar vardır. Bilimin doğası gereği her iki yaklaşım da sorgulanmalıdır.
Çünkü bilim kesin inançlarla değil, sürekli test edilen hipotezlerle ilerler. Bugün önemli olan şey, kesin tahmin iddialarında bulunmak değil; veri toplamaya devam etmektir.

Deprem tartışmaları çoğu zaman yalnızca fay hatları üzerinden yürütülmektedir.
Oysa Japonya, Şili veya Kaliforniya örnekleri göstermektedir ki büyük depremler tek başına büyük felaketler yaratmak zorunda değildir. Felaketleri büyüten şey çoğu zaman denetimsiz yapılaşma, bilimsel uyarıların dikkate alınmaması, plansız kentleşme, yetersiz afet hazırlıklarıdır. Bu nedenle depremle mücadele yalnızca jeologların veya jeofizik mühendislerinin görevi değildir. Bu mücadele aynı zamanda bir şehircilik, eğitim, ekonomi ve kamu yönetimi meselesidir.

Türkiye’nin deprem gerçeği değişmeyecektir. Anadolu hareket etmeye devam edecektir. Faylar enerji biriktirmeyi sürdürecektir. Ancak insanlık tarihi göstermektedir ki bilgi arttıkça risk azalabilir. Bugün yapılması gereken şey korku üretmek değil; bilim üretmektir. Depremleri yalnızca meydana geldikten sonra konuşan bir toplum olmaktan çıkıp, onları anlamaya çalışan bir toplum haline gelmek zorundayız. 17 Ağustos 1999’un üzerinden yıllar geçmiş olabilir. Fakat Marmara’nın altında biriken enerji bize hâlâ aynı soruyu sormaktadır: Hazır mıyız?


Bir izleme ve farkındalık Girişimi

YELDA Deprem Bilgi ve İzleme Sistemi, klasik deprem uygulamalarından farklı bir yaklaşım benimsiyor. YELDA’nın amacı deprem olmadan ortalama 5 (2 ile 7) gün öncesinden insanları uyarmak ve önlem alınmasını sağlamak. Amaç, farklı veri kaynaklarını bir araya getirerek bir gözlem altyapısı oluşturmak. Sistem içerisinde; bölgesel sismisite verileri, TEC analizleri, atmosferik gözlemler, elektromanyetik radyo sinyalleri ve kullanıcı bilgilendirme modülleri yer alıyor. YELDA herhangi bir devlet kurumuna bağlı değil ve resmi bir erken uyarı sistemi olarak değerlendirilmemeli. YELDA, ilk olduğu kanıtlanmış bilimsel bir çalışma. Uygulama, Google Play ve Apple Store’dan indirilebiliyor.

Etiketler: AFETDepremDönüşümfay hatlarıFaylarHazırlıkİSTANBULKENTSEL DÖNÜŞÜMLe Monde diplomatique Türkçe Ağustos 2026
Anka Haber Ajansı Anka Haber Ajansı Anka Haber Ajansı

Hakkında

Le Monde diplomatique Türkçe

Aylık olarak yayınlanır.

Kategoriler

  • LMd
  • Yazarlar
  • Konuk Yazarlar
  • Politika
  • Gündem
  • Dünya
  • Finans
  • Kültür-Sanat

Bağlantılar

  • LMd Dijital Abonelik
  • LMd Abonelik
  • Reklam
  • Arşiv
  • Dünyada LMd
  • Abonelik
  • Künye
  • Gizlilik İlkeleri
  • Yayın İlkeleri
  • Kullanım Koşulları
  • Çerez Politikası
  • Reklam
  • İletişim

© 2023 Le Monde Diplomatique Türkçe - Tüm hakları saklıdır.

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • LMd
  • Yazarlar
  • Konuk Yazarlar
  • Politika
  • Gündem
  • Dünya
  • Finans
  • Kültür-Sanat
  • ————
  • Abonelik
  • Künye
  • Gizlilik İlkeleri
  • Yayın İlkeleri
  • Kullanım Koşulları
  • Çerez Politikası
  • Reklam
  • İletişim

© 2023 Le Monde Diplomatique Türkçe - Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

Bu internet sitesi çerezleri kullanır. Bu internet sitesini kullanmaya devam ederek çerezlerin kullanılmasına izin vermiş olursunuz. Çerez Politikası sayfamızı görüntüleyin.
Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?