HAZAL OCAK
Karalar gibi denizlerin de akciğerleri var. Deniz çayırları, kadim birer orman; denizlere oksijen sağlıyor, yaşamı besliyor. Bazıları binlerce yıldır ayakta ama onlar da ormanların kaderini paylaşıyor: Yok olma tehdidi ile karşı karşıyalar. Sebebi ise aynı: İnsan ve insan kaynaklı iklim krizi…
Deniz çayırları da karalardaki ormanlar gibi fotosentez yoluyla atmosferden karbondioksit çekiyor. Karbonu, yalnızca canlı dokularında değil, deniz tabanındaki sedimentlerde depolayabiliyorlar. Sağlıklı bir deniz çayırı, yalnızca karbon depolamakla kalmıyor, bu karbon deposunu da koruyor. Çayırlar zarar gördüğünde veya tamamen kaybolduğunda ise depolanan karbon hareketlenebiliyor; organik maddenin parçalanmasıyla karbon yeniden dolaşıma giriyor ve bir bölümü atmosfere ulaşabiliyor. Yani deniz çayırları olmasa iklim krizine neden olan sera gazlarının atmosferdeki birikimi çok daha hızlı olurdu.
Türkiye için de kritik bir role sahip olan Akdeniz’e özgü deniz çayırlarının ismi posidonia oceanica. Posidonia oceanica klonal bir bitki ve bazı yapıların yaşının 100 bin yılı aşabileceği tahmin ediliyor. İspanya’nın Formentera Adası açıklarında yapılan genetik araştırmalar, aynı klona ait bitkilerin kilometreler boyunca yayılabildiğini ortaya koydu. Ama bu canlının yaşamı da tehdit altında. Dr. Gültekin Yılmaz’ın aktardığı yeni bir çalışma, Akdeniz’deki deniz çayırı habitatlarının yüzyıl sonuna kadar yaklaşık beşte birinin, yani yaklaşık 2 bin 500 kilometrekarelik bir alanın, yok olabileceğini ortaya koyuyor. Bu kayıp, mevcut deniz çayırı dağılımının yaklaşık yüzde 20’sine denk geliyor.
Bunun önemli nedenlerinden biri, iklim değişikliğiyle sıklığı, süresi ve şiddeti giderek artan deniz sıcak hava dalgaları. Uzun dönemli gözlemler, yıllık ortalama deniz yüzeyi sıcaklığının 20 dereceyi, yaz aylarındaki maksimum sıcaklığın ise 26.5 dereceyi aşmasının posidonia oceanica’nın üretimindeki düşüşle ilişkili olduğunu gösteriyor. Bilim insanları bu süreci bir “karbon bombası” olarak tanımlıyor: Isınma ve insan kaynaklı baskılar deniz çayırlarını zayıflattıkça, iklim değişikliğini yavaşlatan bu doğal sistemler, onu hızlandırabilecek bir kaynağa dönüşme riski taşıyor. Yılmaz’ın referans gösterdiği araştırmaya göre çayırların karbon tutma kapasitesi yüzyıl sonunda yüzde 3.5 ile yüzde 6 arasında azalabilir; ama asıl korkulan, yüzyıllar boyunca sedimentte biriken karbonun yeniden atmosfere karışması.
Ekonomik bedel de dikkat çekici. Akdeniz’deki deniz çayırlarına bağlı balıkçılık ve doğa temelli rekreasyon faaliyetlerinin yıllık dolaylı ekonomik değeri yaklaşık 116 milyon Avro olarak hesaplandı. Deniz çayırlarının tamamen ortadan kalkması halinde ise risk altındaki yıllık ekonomik akışın yaklaşık 912 milyon Avro’ya ulaşabileceği tahmin ediliyor. Araştırmacılar, bu hesabın deniz çayırlarının sağladığı tüm ekosistem hizmetlerini kapsamadığını da vurguluyor. Barbun, mırmır ve mercan gibi ticari balık türleri de dahil olmak üzere birçok balık türünün üretimi, doğrudan ve dolaylı olarak deniz çayırlarının oluşturduğu besin ağıyla bağlantılı. Dolayısıyla deniz çayırlarının yok olması, balıkçılığı da etkiliyor.
TÜRKİYE’DE SORUNU
GÖREBİLECEK KADAR
YETERLİ VERİ YOK
Peki Türkiye’de durum ne? Burada asıl sorun, verinin kendisi kadar verinin yokluğu. Bir araştırma, Türkiye kıyılarında 14 bin 486 hektar posidonia oceanica alanı olduğunu gösteriyor. Ancak araştırmacılar, Türkiye’deki haritalama çalışmalarının henüz yeterli olmadığına ve gerçek alanın daha yüksek olabileceğine dikkat çekiyor.
Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) Başkanı Bayram Öztürk’ün 2026’da yaptığı açıklamalara göre, Türkiye kıyılarındaki deniz çayırları metrekarede günde 16 litreye kadar oksijen üretebiliyor ve Türkiye kıyılarında yaklaşık 90 bin ton karbon bağlıyor. Bu miktarın 70 binden fazla otomobilin yıllık salımına eşdeğer olduğu belirtiliyor.
Deniz çayırları için Türkiye’ye özgü bir tehdit de var: 2021’de Marmara ve boğazlarda gördüğümüz müsilaj felaketi. Müsilajın deniz tabanına çökmesi, Marmara’daki deniz çayırı ekosistemleri için ek bir baskı oluşturdu. Ancak bu etkinin posidonia oceanica üzerindeki boyutu konusunda daha fazla araştırmaya ihtiyaç var. Dr. Gültekin Yılmaz’ın makalesinde altını çizdiği gibi, bu gerilemeden yalnızca sıcaklık artışı sorumlu değil. Tuzluluk değişimleri, tarımsal kökenli besin tuzu kirliliği, kıyı yapılaşması, tekne çapaları, dip taraması ve yoğun gemi trafiği aynı anda etkili olduğunda kayıp çok daha büyük oluyor.
Binlerce yıldır nefes alıp veren, karbonu hapseden, balığı besleyen, kıyıyı koruyan ormanlar… Üzerlerinden yüzüp geçiyor, çoğu zaman orada olduklarını fark etmiyoruz bile. Bizim için ne kadar önemli olduklarını, onları tamamen yok etmeden önce anlamamızı bekliyorlar sessizce.
