Mohamed Larbi Bouguerra
Akademisyen, Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’nin (CNRS) eski araştırma direktörü, Beytü’l-Hikme Bilim, Edebiyat ve Sanat Akademisi (Kartaca) üyesi.
Çeviri: IŞIL GÜRCAN
Dalga kıyıya vurduktan sonra geri çekilir; ardından yeni bir dalga olur. Ne yazık ki bu yaz iklim açısından durum böyle olmadı. Art arda gelen kavurucu sıcaklık dalgaları bir su baskınını andırdı. Bazı dönemlerde Fransa’nın toplam yüzölçümünün yüzde 40’ına varan bir alanda sıcaklıkların 40 dereceyi aşmasıyla ülke adeta cehenneme döndü. Hatta bazı yerlerde bu durum mecazı da aştı: Kendi iklim sistemlerini oluşturabilecek kapasitedeki mega yangınlar yaklaşık 100 bin hektarlık alanı kül etti. Bu, daha önce hiç görülmemiş bir durumdu. İspanya’da yanan bu sayının neredeyse iki katına ulaştı. Batı Avrupa’nın tamamı bu durumdan etkilendi.
Hava durumu bültenleri, “Neyse ki sonbahar yaklaşıyor” diyerek teselli veriyor; haber kanalları sıcaklıkların düşüşünü memnuniyetle karşılıyor. En kötüsünün geride kaldığı, nihayet bir soluklanma döneminin başlayacağı söyleniyor. Ancak bu değerlendirmeler, tiyatroda perdenin açıldığını haber veren üç gong vuruşunu dramanın kendisiyle karıştırmak anlamına geliyor. Çünkü muhtemelen her şey daha yeni başlıyor. Şiddetli sıcaklıkların ardından genellikle görülen sel felaketlerinin yanı sıra, kuraklık ve yangınlar, patlamaya hazır bir bombanın fitilini ateşledi. Washington ve Tel Aviv’in Tahran’a karşı başlattığı savaş ise Hürmüz Boğazı’nın kapanmasına yol açtı ve bu bombanın fitilini daha da kısalttı.
Bir işaret her şeyi açıkça ortaya koyuyor: Nehirlerin su seviyeleri düşüyor; Elbe, Tuna ve Ren nehirlerinin yüzeyinde kayalar belirmeye başladı. Bu kayaların üzerinde bazen geçmişte yaşanan şiddetli kuraklıklar sırasında kazınmış tarihler görülüyor: 1616, 1746, 1842… Bu dönemler, felaket boyutunda hasat kayıpları, fiyatların hızla yükselmesi ve kıtlıklarla anılıyor. Bugün tehditkâr biçimde yeniden su yüzüne çıkan bu kaya oluşumlarının adı da buradan geliyor: Açlık kayaları… (1) Avrupa İklim Değişikliği Gözlemevi Copernicus’a göre, Ren, Thames ve Po nehirlerinde “34 yıllık ölçüm dönemi içinde bir temmuz ayı için” en düşük debiler kaydedildi. (2) Fransa’da ise adeta “yaşam desteğine” bağlı olan Sen Nehri, debisinin “yarısını”, nehrin ve kollarının yukarı havzalarındaki Champagne ve Burgonya’da kurulan rezervuar göllerine borçlu. (3) İzlenen küçük akarsuların yüzde 40’ında akış kesintileri yaşanıyor; 92 departmanda su kullanımına kısıtlamalar getirdi. Toprak geçirgenliğinin azalması ve yüzey akışını artıran, yeraltı suyunun yenilenmesini engelleyen tarımsal uygulamalar, suyun doğal döngüsünü bozuyor.
TARIM ÜRETİMİ
DÜŞÜYOR, HÜRMÜZ
KRİZİ TIRMANDIRIYOR
Özel İçerik
Bu içerik sadece gazeteye abone olan okuyucular içindir.Yazının devamını okumak için gazetemize abone olmak ister misiniz?
