GUILLAUME PITRON
“Océans. Le nouveau partage du monde” kitabının yazarı. Bu makale, yazarın Les Liens qui libèrent Yayınları’ndan 14 Ekim’de 23 euro etiket fiyatıyla satışa çıkacak 304 sayfalık araştırma kitabından dipnotlar çıkarılarak alınmıştır. Yazarın Türkçeye çevrilen kitapları arasında “Nadir Metaller Savaşı: Enerji Geçişinin Ve Dijitalleşmenin Karanlık Yüzü” ve “Dijital Cehennem – Bir Like’in Ucuna Yolculuk” bulunuyor.
Çeviri: BEYZA TOPÇU
Asya’nın tüm donanmaları, 2025 ilkbaharında Asya Uluslararası Deniz Savunma Fuarı (Imdex) için Singapur’daki Changi Havaalanı’nın bitişiğindeki büyük fuar salonunda buluşmak üzere sözleşmiş gibiydi. Üniformaları sırmalarla bezeli temsilcileri, çok sayıda satış temsilcisiyle temas kurarken epey şık görünüyordu. Fuar gerçekten de deniz savunma sanayisinin en son teknolojilerini sergilemeye gelmiş öncü şirketlerin buluşma noktası oldu: İngiltere’nin Rolls-Royce’u (denizaltı ve fırkateynler için tahrik sistemleri), İsrail’in Elbit Systems’i (sonarlar), Singapur’un ST Engineering’i (gemiye entegre elektronik sistemler), Amerikan savaş gemisi üreticisi Lockheed Martin, Avusturyalı Schiebel ve taktik keşif amacıyla kullanılan hava dronu Camcopter S-100…
Fuara katılan Alman Euroatlas şirketi de Greyshark’ı tanıttı. 8 metre uzunluğunda ve 4.5 ton ağırlığında olan, köpek balığını andıran, sivri burunlu ve pervaneli insansız denizaltı aracı hem sivil hem de askeri görevleri yerine getirmek için biçilmiş kaftan. Aracın etrafında koşuşturan iki satış temsilcisi, “Operatörün ihtiyacına göre kullanım alanı değişiyor” diyor. Okyanus tabanının haritasının çıkarılması, denizaltı altyapılarının korunması, okyanusun derinlerinde terk edilmiş haldeki mühimmatların kurtarılması… Bu görevlerin hepsi, Greyshark’ın performansını katbekat artıran 16 hafta kesintisiz bir şekilde bağımsız çalışma kapasitesi sayesinde mümkün oluyor. İki satış temsilcisinin iddiasına bakılırsa gelecek, hiç kuşkusuz bu yeni araçlarda; “zira insanlar okyanuslardaki yerini yavaş yavaş otonom teknolojilere bırakıyor.”
20’nci yüzyılın ortalarından bu yana insanlar, denizaltılarla ve diğer batiskaflarla (derin deniz araçları) bin metreden daha derin okyanus tabanına ulaşabiliyor. Oysa bu diyarların yüzde 80’i keşfedilmemiş durumda. Okyanus tabanının en ücra köşelerini insanlı Nautilus’larla didik didik taramanın akıl almaz meblağlara mal olduğunu belirtmek gerek. Aynı zamanda son derece tehlikeli bir iş ve inanılmaz zaman alıyor. Bu yüzden deniz tabanlarının keşfi temkinli adımlarla ilerliyor… Bu üç engel, dronların sayılarının çoğalması sayesinde aşılabilir. Dron kelimesi, otonom araçların çeşitliliğine işaret ediyor: Kablolu, uzaktan kumandalı denizaltı robotları, yüzeyde faaliyet gösteren küçük tekneler ve İngilizce kısaltmasıyla AUV (Autonomous Underwater Vehicles – Otonom Su Altı Araçları) diye anılan denizaltı araçları.
Petrol endüstrisi, açık deniz platformlarının temellerinde yürütülen çalışmalarda dalgıçların yerini alabilen bu hafif ve kompakt araçları kullanan ilk sektörlerden biri oldu. Araçların otonom olması, maden yataklarının keşifini öngören görevlerin süresini ve dolayısıyla verimliliğini artırmaya olanak tanıyor; üstelik bunu çok daha ucuz maliyetlerle yapmak mümkün. Bir dronun fiyatı “yalnızca” 1 ile 10 milyon Avro arasında değişiyor.
Özel İçerik
Bu içerik sadece gazeteye abone olan okuyucular içindir.Yazının devamını okumak için gazetemize abone olmak ister misiniz?
