ILAN PAPPÉ
Exeter Üniversitesi tarih profesörü. Bu metin, 2 Ekim 2026’da La Fabrique (Paris) yayınevinden çıkacak olan “La Chute d’Israël. Pour la décolonisation et la coexistence – İsrail’in Çöküşü: Dekolonizasyon ve Bir Arada Yaşam” adlı kitaptan uyarlanmıştır.
Siyonist projenin hayata geçirilmesi, İsrail’in kuruluşundan önce, onlarca yıl sürdü. Bugünkü durum, en azından mevcut biçimiyle bu devletin geleceği üzerine düşünmeyi gerektiriyor. Bunu korku yaratmak ya da kehanette bulunmak amacıyla söylemiyoruz. Olası bir çöküş bir günde gerçekleşmeyecektir. Ancak temelleri kemiren büyük bir çatlak var: İsrail Devleti’ne karşılık, Yahudiye Devleti olarak adlandırılması gereken yapının güç kazanması. Başka bir deyişle, dini Siyonizm ile Ortodoks Yahudiliği birleştiren ve teokratik bir devlet isteyen hareketin durdurulamaz yükselişi söz konusu. Irkçı ve üstünlükçü bir Siyonizm biçimi, tarihi Filistin’i kapsayan Büyük İsrail yaratmaya yönelik bu radikal projeyi şekillendiriyor. Bu siyasi güç egemen hale gelirse Filistinlilerin durumu daha da kötüleşecektir. Aynı zamanda özgürlükçü, demokratik ve çoğulcu bir devlette yaşamak isteyen Yahudi yurttaşlar da bundan zarar görecektir.
Yahudiye Devleti’nin ideolojik merkezinde, Batı Şeria’daki dinci yerleşimciler bulunuyor; bunların önemli bir bölümü baba – oğul haham olan Kook’ların takipçileri. Letonya’da, o dönemde Rus İmparatorluğu sınırları içinde doğan baba Abraham Isaac Kook (1865-1935), dini Siyonizmin kurucusudur. 1904’te Filistin’e geldiğinde, Siyonizmin Tanrı’nın iradesine müdahale etmeye yönelik seküler bir girişim olduğu ve dindar Yahudiler tarafından desteklenmemesi gerektiği yönündeki Ortodoks Yahudi görüşüne meydan okuyan bir figür haline geldi. (1) Kook, Ortodoks cemaatin bir bölümünü etrafında topladı. Davasına bıraktığı en önemli miras ise Merkaz HaRav (Hahamın Merkezi) adlı eğitim merkezi oldu. Bu merkez, mesihçi fikirlerin, Filistinlilere yönelik açık ırkçılığın, reformcu ve laik Yahudiliğe duyulan küçümsemenin bir karışımı olan Siyonizmin en aşırı biçiminin yuvası haline geldi.
Oğlu Zvi Yehouda Kook (1891-1982) ise Gush Emunim adlı mesihçi hareketinin manevi babasıdır. 1967’de Arap ordularına karşı kazanılan zaferin ardından, 1974’te kurulan “İmanlılar Bloku”, işgal altındaki Batı Şeria’yı ve Gazze Şeridi’ni Yahudileştirdi. Yıllar geçtikçe İsrail siyasi sisteminin kıyılarından merkezine doğru ilerledi. Kook’un oğlu, “Yahudi halkının kurtuluşunu hızlandıracak yerleşim politikasının dini bir zorunluluk olduğunu” yaşamı boyunca savundu. 1967’den 1977’ye kadar iktidarda olan İşçi Partisi, özellikle en az nüfus yoğunluğuna sahip olan Filistin kırsal bölgelerinde Yahudileştirmeye eğilimli bir tutum sergilediğinden, Kook’un sesi bir ölçüde bastırılmıştı. Kook’un takipçileri ise bununla yetinmediler; o dönemde çok sayıda Filistinlinin yaşadığı Batı Şeria’da, İncil’de adı geçen şehirlere yerleşmek istiyorlardı.
Ancak Likud’un 1977’de Menahem Begin başbakanlığında iktidara gelmesinin ardından Batı Şeria’ya el koyma projesinin iki kolu bir devlet politikası tarafından bir araya getirilmeye başlandı. Bu kolların ilki güvenlik kaygılarına dayanıyordu, ikincisi ise Gush Emunim’in dini özlemleriyle besleniyordu. Oğul Kook, İsrail tarihindeki bu ilk sağcı hükümet döneminde, Batı Şeria’nın geniş bölümlerini sömürgeleştiren, Filistinlilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerin ortasına ileri karakollar kuran Yahudilerin başlıca düşünce önderi haline geldi. Onlara göre bu saldırgan yerleşim politikası, Filistinlilerin toprak, su ve hatta istihdam gibi temel kaynaklara erişimini güçleştirerecek ve Batı Şeria’nın “Araplardan arındırılması” sürecini hızlandıracaktı.
Özel İçerik
Bu içerik sadece gazeteye abone olan okuyucular içindir.Yazının devamını okumak için gazetemize abone olmak ister misiniz?
