EMMANUEL TODD
Tarihçi ve antropolog. “La Dislocation. Conversations avec Diane Lagrange – Dağılma. Diane Lagrange ile Söyleşiler” (Gallimard, Paris, Eylül 2026) kitabının yazarı.
Televizyonlardaki jeopolitika programları yine çaresizlik içindeydi: Donald Trump, Volodimir Zelenski’yi bir kez daha azarlamış, Vladimir Putin’le yeniden dostluk kurmuştu. “Dünyanın en güçlü adamının” bu yön değişikliğini açıklamak için en sık başvurulan gerekçeler, mazot fiyatları ve ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıydı. Her zamanki gibi, en kısa vadeli hesaplar belirleyici oluyordu. Ardından da genellikle Rusya ve ABD başkanları arasındaki ideolojik yakınlaşmaya ilişkin ağıtlar, hain Trump hakkında ahlaki yargı seli ve Avrupalıların Ukrayna’nın yanında daha güçlü biçimde yer alması gerektiği yönündeki çağrılar geliyordu. “Gönüllüler koalisyonunun” lideri Emmanuel Macron yeniden ciddiye alınıyor, kendi ülkesi ise onun Ulusal Meclis’i feshederek erken seçime gitme yönündeki “dahiyane” kararıyla kaosa sürükleniyordu. “Üçüncü Dünya Savaşı’nı” önceki iki dünya savaşından ayıran özellik, yorumlama alanındaki bu karmaşanın tarihte benzerinin bulunmaması.
1914’te kimin kimle savaştığını biliyorduk; her ne kadar İtalya, Almanya ve Avusturya-Macaristan’la ile yaptığı ittifaktan 1915’te çekilip Fransa, Birleşik Krallık ve Rusya’nın yanına geçmiş olsa da… 1917’de ABD’nin savaşa girmesi ve Rusya’nın savaştan çekilmesi dengeleri değiştirdi ama tablo açıktı: Müttefik ya da düşman devletler, kanlı ama basit bir dünya vardı. Üstelik ortada ideolojik tutarlılık da yoktu: Çarlık Rusyası, “merkezi imparatorluklara” karşı Fransız ve İngiliz demokrasileriyle ittifak halindeydi.
1939 ile 1945 arasında da kimin kime karşı savaştığı belliydi. Taraflar genel olarak aynıydı; ancak İtalya, Benito Mussolini rejiminin çöküşünün ardından Temmuz 1943’te taraf değiştirdi. Bu durumda ideolojiden söz etmek gerekir, ancak şu ayrıntıyı da eklemek şartıyla: İngiliz, Fransız ve Amerikan liberalizmi, Alman Nazizmi, İtalyan faşizmi ve Japon militarizmine karşı Sovyet komünizmiyle ittifak kurmuştu. İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’nın saldırısının asıl yükünü Fransa değil, Sovyetler Birliği taşıdı ve o dönemde düşünüldüğü gibi, “uygarlığı kurtardı”.
Özel İçerik
Bu içerik sadece gazeteye abone olan okuyucular içindir.Yazının devamını okumak için gazetemize abone olmak ister misiniz?
