ERNEST PIGNON – ERNEST
1960’ların ortalarında kendimi resme adamaya karar verince, Nice’ten ayrılarak Vaucluse’a taşındım; hayallerimdeki Vaucluse’a: Petrarca, Char, Pierre Seghers ve Ventoux Dağı; adeta Toskana… Henüz yeni yerleşmiştim ki bir uyarıyla karşı karşıya kaldım. René Char’ın, Picasso’nun bir çiziminin de eşlik ettiği ve bir bildiri niteliği taşıyan şiirsel broşürü “La Provence – Point Oméga”, bölgeye nükleer saldırı gücü yerleştirilmesine tepki gösteriyordu. Luberon ile Ventoux’nun arasına, Albion platosuna nükleer füze siloları inşa edilmesi planlanıyordu. Bir yanda muhteşem topraklarıyla Provence, diğer yanda ise lavanta tarlalarının altına yerleştirilen ölümcül güçle ona uygulanmak istenen şiddet…
İlk başta bunu bir resmin konusu yapmayı düşündüm. Ama sonra bunun mümkün olmadığını, burada yaşananların çok daha geniş bir anlam taşıdığını fark ettim. Nükleer güçle birlikte tarihte bir dönüm noktası yaşanıyordu; artık insanlığın elinde yaşamı bütünüyle yok etme gücü vardı. Bunu anlatmak için bir Guernica gerekiyordu. Belki Picasso yapabilirdi bunu ama ben yapamazdım. Bu temayı bir tabloyla, kendi başına var olan bir görüntüyle, kapalı bir sanat yapıtıyla,bir galeriye konulan ve içinde bulunduğu bağlamı hesaba katmayan bir yapıtla ele alamazdım.
Nükleer tehlikeyi, bu tasvir edilemez tehdidi daha iyi kavrayabilmek için çok okudum, Hiroşima ve Nagazaki’ye yapılan bombalamalarla ilgili belgeler aradım. Sonunda Eiichi Matsumoto’nun fotoğrafını, patlamanın bir duvara adeta bir gölge, bir silüet gibi kazıdığı insanı gösteren fotoğrafı buldum. Artık tehlikeyi yansıtmak yerine doğrudan mekâna müdahale etmek gerektiğine inanıyordum. Bu hayalet gölgeden yola çıkarak bir şablon hazırladım ve Albion platosuna çıkan birkaç duvara, kayaya ve yola bu şablonla baskılar yaptım.
O sırada farkında değildim ama daha sonra sanat dilimi oluşturacak yöntemi keşfediyordum: Bir mekânı ele almak, oraya görüntüler, kurgu, mekânın algılanışını değiştiren, okunma biçimini bozan bir unsur yerleştirmek ve onu yeniden işlemek. Böylece mekanın gizli kalmış gerçekliğini açığa çıkarmak. Zaman zaman söylendiği gibi, sanatı sokağa indirmek, herkes görsün diye yapıtlarımı duvarlara yerleştirmek gibi bir niyetim yok; benim kuşağımdan bazı sanatçılar bunu yaptı. Eğer bu tür müdahalelere yapıt denilebilirse, benim çizimim yapıt değildir. Yapıt, oraya yerleştirdiğim görüntüyle yeniden işlenmiş mekânın kendisidir. Bir mekana şiir, tarih ve siyaset katarak onu altüst etmek ve değiştirmek… İşte yaklaşık altmış yıldır yapmaya çalıştığım şey budur. Fransa’da, İtalya’da, Güney Afrika’da, Filistin’de. Ve Latin Amerika’da…
Özel İçerik
Bu içerik sadece gazeteye abone olan okuyucular içindir.Yazının devamını okumak için gazetemize abone olmak ister misiniz?
