HAZAL OCAK
Bir yönetmelik düşünün. İlk maddesinde “sıfır kirlilik” hedefinden, sanayide yeşil dönüşümden, insan sağlığının bütüncül korunmasından söz ediyor. Ne güzel hedefler değil mi? Ama aynı yönetmeliğin 20. maddesinde şunu görüyoruz: Bu kurallar ülkenin en büyük kirleticileri için esnetilebilir. Peki ne kadar? Ne zamana kadar? Hangi gerekçeyle? Bu soruların yanıtları bakanlığa bırakılmış…
Ocak 2025’te Resmi Gazete’de yayımlanan, 1 Aralık 2025’te yürürlüğe giren Endüstriyel Emisyonların Yönetimi Yönetmeliği tam olarak buydu. Danıştay 4. Dairesi bu yönetmeliğin ilgili maddesini yürütmesini durdurdu.
Önce yönetmeliğin ne istediğine bakalım. Yönetmelikte listelenen enerji ve sanayi tesisleri, faaliyetlerini sürdürmek için “sanayide yeşil dönüşüm” (SYD) belgesi almak zorunda. Bu belgeyi alabilmeleri için mevcut en iyi teknikleri uygulamaları, emisyon sınır değerlerine uymaları ya da bu yönde dönüşümü gerçekleştirmeleri bekleniyor. Mevcut tesislere geçiş süresi tanınmış. 2028 sonuna kadar en az F, 2030 sonuna kadar en az D seviyesinde belge almaları gerekiyor.
Buraya kadar her şey yolunda. Sorun, 20. maddenin ikinci fıkrasında. Bu fıkra, Çevre Bakanlığı’na, “büyük yakma tesisleri” için bu standartlardan istisna ve muafiyet tanıma yetkisi veriyor.
Muafiyetin neyi kapsayacağına dair ayrıntılı bir düzenleme yok. Ne kadar süreceği, ne zaman biteceği de yazmıyor. Temiz Hava Hakkı Derneği (THHD) yönetmelikli ilgili dava açtı. Danıştay 4. Dairesi, 2 Şubat 2026’da bu fıkranın yürütmesini oy çokluğuyla durdurdu. Hukuk dilinden sadeleştirildiğinde kararın gerekçesi üç cümleye sığıyor:
Birincisi, kirliliği kaynağında azaltmayı amaçlayan bir yönetmelik, kirliliğin en büyük kaynağına standartları gevşetme kapısını açamaz. İkincisi, muafiyetin sınırı, kapsamı ve süresi açıkça belirlenmek zorundadır. Üçüncüsü, bu düzenleme uygulanırsa telafisi güç ya da imkânsız zararlar doğabilir.
BAKANLIKTAN BEKLENEN ÇEVİRİ BİR TÜRLÜ GELMEDİ
Dava sırasında bakanlık, bu muafiyetlerin Avrupa Birliği’nin (AB) Endüstriyel Emisyonlar Direktifi’ndeki “geçici esneklik” hükümlerinin benzeri olduğunu savundu. Yönetmeliğin kendisi de zaten “AB mevzuatına uyum” iddiasıyla hazırlanmıştı. Danıştay, söz konusu direktifin 2010’da kabul edilen ilk halini de inceledi. Direktifteki muafiyetler dar ve süreliydi: Düşük kükürtlü yakıt tedarikinde ciddi bir kesinti yaşanırsa en fazla altı ay, kapanacak eski santraller için sınırlı çalışma saati ve 2023 sonunda kesin kapanış, bölgesel ısınmaya hizmet eden küçük tesisler için 2022 sonu gibi…
Peki direktifin 2024’te güncellenen halinde ne vardı? Mahkeme bunu öğrenmek için iki ayrı ara kararla bakanlıktan güncel metnin Türkçe çevirisini istedi. Bakanlık göndermedi. “AB’de de böyle” denilen kuralın güncel AB mevzuatında gerçekten yer aldığına dair dosyaya tek bir belge girmedi.
Bakanlığın savunmasında dikkat çeken bir vurgu daha vardı: Uygulamanın “özellikle ülkemizin yerli yakıtlarının korunması temelinde” yapılacağı. Türkiye’de yerli yakıt denince akla ilk gelen, düşük kalorili, yüksek küllü linyit. Afşin-Elbistan’da yakılan, temiz yakılması en zor yakıtlardan biri. Oysa AB direktifi bile düşük kalorili, yüksek küllü yerli katı yakıt kullanan eski santrallere ek çalışma saati tanırken bitiş çizgisini kaldırmamıştı. Türkiye’deki düzenleme ise bitiş çizgisini tümüyle silmişti.
Davayı açan THHD’nin avukatı Pınar Gayretli, “Bu karar Türkiye’de çevre yönetimi açısından çok önemli. Danıştay, büyük yakma tesisleri için istisna ve muafiyet tanıma yetkisi veren düzenlemeyi açıkça hukuka aykırı buldu ve uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceğine hükmetti. Türkiye’de en son resmi verilere göre 169 büyük yakma tesisi bulunuyor; bunların toplam ısıl girdisi ise 64 milyon MWth’in üstünde. Bu tesisler, sanayiden kaynaklanan kirletici emisyonların önemli bir bölümünden sorumlu. Bu pay, kirletici türüne bağlı olarak yüzde 36.8 ile yüzde 84 arasında değişiyor. Bu ölçekte kirliliğe neden olan tesislerin çevresel standartlardan muaf tutulması, Yönetmeliğin kendi amacıyla çeliştiği gibi, Anayasa’nın 56. maddesiyle güvence altına alınan sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına ve devletin çevre kirliliğini önleme yükümlülüğüne de aykırıdır” diye konuşuyor.
Bu bir iptal kararı değil, yürütmeyi durdurma… Dava sürüyor.
