LAURENT BONELLI
Paris Nanterre Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü.
Şiddeti kınıyor musunuz?” Bu soru, devam eden eylemler hakkındaki görüşlerini açıklamak üzere medya organlarına davet edilen her lise öğrencisinin, üniversite öğrencisinin, sendika temsilcisinin veya siyasi sorumlunun üzerine ağır bir yük gibi çöküyor. Hükümet de geri kalmıyor; Milli Eğitim Bakanı Édouard Geffray, daha ilk günlerden itibaren liselerdeki boykotların “kentsel şiddete” doğru “bir kırılma” yaşadığından bahsediyor. (Le Monde, 2 Ekim 2026) İçişleri Bakanı Laurent Nuñez ise “polise, ölçülü davranması yönünde bir talimat vermediğini” açıklıyor. (TF1, 2 Ekim 2026). Protestoculara benzeri görülmemiş bir polis baskısı uygulandı: Çoğu reşit olmayan binlerce kişi gözaltına alındı, nezarete konuldu. Çok sayıda eylemci, göz yaşartıcı gaz, ses bombası kapsülleri ya da plastik mermilerle sakat bırakıldı. Polis sendikaları, eylemlerin başından bu yana yüzlerce polis ve jandarmanın yaralandığını öne sürerek şiddeti meşrulaştırmaya çalışıyor. Ortaya çıkan yıkımın maliyetine tepki gösteren bölge yöneticileri ise bir eylemcinin hukuki sorumluluğunun “şiddet veya tahribat nedeniyle dağılma emri verildiğini öğrendiği andan itibaren” başlamasını öngören ve kamuoyunda “yıkan öder” olarak adlandırılan yasa tasarısının, hızlandırılmış usülle kabul edilmesine ilişkin süreci başlattı.
Yaşananların merkezine şiddetin oturtulması konusunda fikir birliği yok. İşçi Mücadelesi (LO) Partisi’nin sözcüsü Nathalie Arthaud, BFM TV’de katıldığı programda esprili bir dille şunları söyledi: “Biliyorum, oradaki alevler güzel bir fon oluşturuyor. Anlaşılan siz de çok estetik buluyorsunuz; çünkü neredeyse bütün gün boyunca hep bu görüntüleri kullandınız. Bu bize bir iç savaşta olduğumuzu düşündürüyor ama böyle bir şey olduğu yok.” (3 Ekim 2026). Eylemlerde taşınan “Çöp kutularını yakmak yalnızca çöpleri rahatsız eder” veya “Gençler geleceklerini gösterirken, aptallar yanan çöp kutusuna bakıyor” gibi pankartlar da hâkim anlatıyı çürütüyor.
Aslında bu protestolara katılmak ya da onları gözlemlemek, eylemlerin bambaşka bir yüzü olduğunu anlamak için yeterli. Kararlı, neşeli ve yaratıcılar. Dinozor, köpekbalığı, süper kahraman, manga, video oyunu ya da Pokemon karakterleri kılığına girenler eylemlere renk veriyor. “Aura savaşları”, danslar ve şarkılar barikatlara ritim katıyor. Binlerce pankart yaratıcılık, mizah ve saygısızlıkta birbirleriyle yarışıyor: “Macron, Fransızca öğretmenin olmamış”, “Atıklarınızı geri dönüştürün, onları bakan yapmayın”… Her yerde gülen yüzler ve bulaşıcı bir neşe var.
Özel İçerik
Bu içerik sadece gazeteye abone olan okuyucular içindir.Yazının devamını okumak için gazetemize abone olmak ister misiniz?
