MAGALI DELLA SUDDA (*) ve GRÉGORY RZEPSKI
(*) Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’nde (CNRS) araştırma direktörü.
Milli Eğitim Bakanı, 6 Ekim’de France Info’da “Benim için önemli olan, liselilerin demokratik bir çerçevede seslerini duyurabilmeleri. Her liselinin yaşadığı zorlukları ve beklentilerini dile getirmek üzere katkılarını sunabileceği bir platform oluşturduk” diyordu. Ancak gazeteciler, bu girişimin de Sarı Yelekliler’e yapılan öneriyle aynı kaderi paylaşıp paylaşmayacağını sorunca Édouard Geffray birkaç saniye sessiz kaldı. 2019 yılının başlarındaki krizden çıkmaya uğraşan hükümet, danışmanlık şirketleri ve teknoloji girişimleri tarafından oluşturulacak bir konsorsiyumun desteğiyle kurulacak platform üzerinden yürütülecek geniş kapsamlı bir görüş toplama süreci başlatmıştı. Çok geçmeden bir uyarı geldi; yalnızca dijital platform üzerinden sunulan katkılar dikkate alınacaktı. (1) Sonuçta, görüş toplama süreci boyunca hükümetten gerçek anlamda yanıt gelmedi. (2) Eylemcilerin buluşma noktalarında tuttuğu ve kırsal bölgelerdeki belediye başkanlarının hazırladığı “ şikâyet defterleri” de görmezden gelindi. O günden bu yana bütün hükümetler, eşitlik ve demokratik özgürlük taleplerine karşı bir tutum benimsemiş görünüyor.
2018-2019’da emeklilik reformu için başlatılan görüş toplama süreci ya da 2019’daki İklim İçin Yurttaş Konvansiyonu gibi örneklerde olduğu gibi, resmi katılım mekanizmaları yetkililerin kararlarını etkilemeyen görüşlerin toplanmasıyla sınırlı kalıyor. Yetkililer tarafından fazla “yıkıcı” bulunan görüşler bir kenara atılıyor. Örneğin, 2015’te “Dijital Cumhuriyet” adı verilen yasa tasarısı üzerine yürütülen görüş toplama sürecine 8 bin 500 katkı sunulmuştu. Ancak Dijital Özgürlükler ve Teknoloji Gözlemevi’ne göre süreç, “özünde hiçbir işe yaramadı”; zira hükümet, özellikle özgür yazılımla ilgili olarak, “internet kullanıcılarının en çok desteklediği önerileri” neredeyse hiç dikkate almadı. (3) Kamu verilerinin erişime açılmasını, dijital teknolojilerin herkesin kullanımına sunulmasını öngören ve böylece ülkeyi “civic tech” (yurttaşlık teknolojisi) kültürüyle tanıştırması beklenen bir yasa açısından bu durum tam bir paradokstu.
Fransa’da “yurttaşlık teknolojisi” ifadesi iki farklı olguyu tanımlıyor. Birincisi, yurttaşların katılımını ve sorumluluk almasını teşvik eden uygulamalar ve internet siteleri. İkincisi ise halen Fransız teknoloji sektörünün önde gelen şirketlerinden Sopra Steria’da yöneticilik yapan dijital teknolojilerden sorumlu eski Devlet Bakanı (2014–2017) Axelle Lemaire gibi siyasetçilerden, 2024 yılında dünyanın en büyük yönetim danışmanlığı şirketlerinden biri olan Boston Consulting Group’ta çalışmaya başlayan Emmanuel Macron’un eski danışmanlarından Mohammed Adnène Trojette gibi girişimcilerden ve danışmanlardan oluşan küçük bir çevre. Bu çevrenin tüm üyeleri, dijital araçlar sayesinde demokrasinin yenilenmesini, devlet destekli teknoloji girişimcilerinin geliştirilmesini, hatta bir tür “platform devletin” ortaya çıkmasını savunuyor. (4) ABD üniversitelerindeki çalışmalardan esinlenen bu kamu yönetimini modernleştirme projesinin başlıca savunucusu ise Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD). Proje, 75 devletin ve 137 yerel yönetimin katıldığı Açık Yönetim Ortaklığı çerçevesinde hayata geçiriliyor. (5)
Özel İçerik
Bu içerik sadece gazeteye abone olan okuyucular içindir.Yazının devamını okumak için gazetemize abone olmak ister misiniz?
