AYKUT KÜÇÜKKAYA
Yıl: 1988…
Yer: Viyana’da Hotel Sacher…
Ve otelin lobisinde 20. yüzyılın en büyük iki orkestra şefinin son karşılaşması. Biri Amerikalı bir Yahudi, diğeri Nazi geçmişine sahip bir Avusturyalı…
Günümüzden bir kaç yıl öncesi… Yazar Peter Danish tatil için Viyana’dadır. Bir dilim Sacher – Torte yemek için Sacher’e uğrar. Elinde Leonard Bernstein’in mektuplarından oluşan kitabı vardır. Garson, Danish’e pasta ve kahvesini getirdiğinde kitabı fark eder ve 88’den inanılmaz bir hikaye anlatır: “Herbert von Karajan’ın Viyana’daki son konserlerinden bir gece önce, Karajan ile Bernstein lobide tesadüfen karşılaştı. Otelin Blue Bar’ında birlikte oturup birer içki içtiler!..”
Yazarın kulağına fısıldanan bu karşılaşma sonrası kelimenin tam anlamıyla her şey çorap söküğü gibi gelişir. Yazar iki ezeli rakibin o gece neler konuştuğunu hayal etmeye çoktan başlamıştır. Danish, iki dev ismin garsona nerede oturduklarını sorar. Garson köşedeki masayı işaret eder. Yazar o masaya oturur, dizüstü bilgisayarını açar ve iki adamın ruhunu çağırır: “Lenny? Herbert? Benimle konuşun!”
Her ne kadar garsonun tanıklığı “ah şuram ağrıyor; ah buram ağrıyor” gibi yaşlılık cümleleri olsa da kanımca Danish’in ruhları çağırması işe yarar. İki saat sonra oyunun taslağı çıkmıştır!.. Yazarın büyülü dünyası bizi müzik tarihinin en hararetli rekabetlerinden birine götürmeye hazırdır artık. Ve perde!..
Ne yalan söyleyeyim; klasik müziğin iki dev isminin “hayali hesaplaşmasını” izlemek için Kadıköy’e giderken oyunun beni bu kadar etkileyeceğini, bir yazı yazacağımı hiç düşünmemiştim!.. İki insanın kapışması… İki orkestra şefinin sanat, kimlik, Avrupa – Amerika çatışması… Nazi – Yahudi geçmişi… Yetenek mi? Çok çalışma mı? Yazarın fantezisi birbiri ardına sıraladığım bu konuları bir buçuk saat boyunca bir düello gibi derinlemesine işliyor.
İki devin kapışmasında en duygusal rekabet Nazi – Yahudi tartışmasındaki akıcı diyaloglarda yaşanıyor. Oyunu izleyecekler için ayrıntıya girmek istemem. Ancak Yahudi Bernstein’in (Okan Bayülgen) rakibinin kalbini sıkıştırıcak kadar zor soruları sonrası Nazi geçmişine sahip Karajan’ın (Celal Kadri Kınoğlu) ağzından dökülen pişmanlık yüzleşmesi… Bu yüzleşmeyi sanatçı Kınoğlu’nun – oyunun adındaki gibi – devasa oyunculuğuyla seyirciye işleyişi… Gerçekten sarsıcıydı!..
Okan Bayülgen oyunla ilgili ilk basın toplantısında, “Derdimiz seyirciyi hayal kırıklığına uğratmamak” demiş. Oyunun bitişiyle salonu dolduranların ayakta uzun süreli alkışı seyircinin hayal kırıklığına uğramadığını gösteriyor. Tadı damağında kalır ya insanın. Benim durumum tam öyleydi… O yüzden salondan ayrılırken oğluma hayıflanıyordum: “Keşke yazar iki perdelik bu dev hesaplaşmayı üçüncü perdeye de taşısaymış!..”

Karajan ve Bernstein (*)
(…) 1908’de dünyaya gelen Herbert von Karajan, Mozart gibi Salzburg’da doğmuş. 1933 yılında Hitler iktidara geldiğinde Nazi partisine kaydını yaptırmış gerçi aidatları ödememiş. Savaş öncesinde Viyana Filarmoni ve Berlin Filarmoni orkestraları ile konserler yönetmiş. 1938’de Berlin Devlet Operası müzik direktörlüğüne getirilmiş. Savaş süresince Almanya’da çalışmaya devam etmesi, Hitler rejimi ile arasının iyi olması savaşın bitiminde müttefikler tarafından suçlanmasına neden olmuş. Ancak, kısa bir cezalandırma döneminin ardından Karajan savaş sonrası kıta Avrupası müzik yaşamına hızla yeniden katılmış.
Leonard Bernstein ise 1918’de Birleşik Amerika’nın Boston kenti civarındaki Lawrence kasabasında Rus / Ukrayna kökenli bir ana babanın çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Çok yönlü yetenekleri erken anlaşılan, eğitimini Harvard ve Curtis Müzik Enstitüsü gibi hem akademik hem de müzik dünyasının iki önemli kurumunda tamamlayan bir yıldız adayı Bernstein. Üstelik New York Filormoni Orkestrası’nı yöneten ilk Amerikalı şef olma onurunun sahibi. 1989’da ölümünden sadece bir yıl önce Berlin Duvarı’nın yıkılmasını kutlamak için Beethoven’in 9. Senfonisinin son bölümünde yer alan ünlü Alman şairi Schiller’in sözlerini “Özgürlüğe Övgü” olarak değiştiren de o.
(…) Bernstein podyuma çıktığı andan inene kadar patlamaya hazır bir enerji topudur. Bütün varlığını ve bedenini ortaya koyar o sahnede. Karajan sükûnet ise Bernstein fırtınadır. Her iki şef ile uzun yıllar çalışmış olan mezzo soprano Christa Ludwig’e göre “Bernstein terler, Karajan terlemez”. Bu kadar basit.
(*) Prof. Filiz Ali’nin oyun kitapçığındaki yazısından alıntılanmıştır.
