SUNAY AKIN
Tarım alanında kullanılan makineler durmadan değişiyor, gelişiyor. Topraktan daha bol ve daha kaliteli ürünler alabilmek için teknoloji devriminin hayatımıza kattığı yenilikler sağlıklı beslenme sorununa, doğa korumacılığına ve de ülkelerin ekonomilerine çok önemli katkılar sağlıyor. Ama bizler bu bilimsel gelişmelerden haberdar olmuyor, duymuyor, görmüyoruz.
Televizyon haberlerinin ilk sıralarında, gazetelerin ön sayfalarında “savunma sanayi” sözünün çatısı altında üretilen yeni ölüm makinelerinin haberlerini görmediğimiz, okumadığımız gün yok neredeyse. İnsanlar tüm dünyada “savunma” adı altında sürekli olarak bir tehdit, bir düşman yaratma çabasıyla silahlandırılmaya zorunlu kılınıyor. Çünkü yüzyıllardır, silah tüccarları ve iktidarların kazançlı iş ortaklığından doğan silahlanma yarışının sonucu olarak, süregelen savaşlarda gözyaşlarının buharlaşmasıyla oluşan bulutlar nefret, şiddet ve öfke yıldırımlarını üstümüze göndermeye devam ediyor.
İnsanlığın yanıt araması gereken soru şudur: Barış iki savaş arası olmaktan nasıl kurtulur?
Bu sorunun yanıtını tarihte değil, edebiyatta aramamız gerekir. Çünkü tarih, geçmişten günümüze ulaşan bilginin merkezine sarayı, saltanatı, iktidarı koymuştur. Edebiyat ise bilginin merkezine Bertolt Brecht’in şu dizesinde olduğu gibi insanı koyar: “Ne oldu dersin duvarcılar Çin Seddi bitince?” Sahi, şu Afrika sözü için kaç şiir ya da kaç öykü yazılır: “Arslanlar kendi yazarlarına kavuşuncaya kadar, tarih kitapları avcıyı övecektir.”
Edebiyat barış ister, dünyada kardeşçe yaşamayı savunur. Tarihin gerçek kahramanları da saraylardan değil, barış umudunu savunan ve bu yolda dize gelmeyen insanlar arasından çıkar. Onlardan biri, bu düşünceyi belki de ilk kez edebiyata kazandıran Tibullus’tur. Milattan önce 54 -19 yılları arasında yaşamış olan Tibullus “Savaşa Karşı” adlı şiirine şu dizelerle başlar:
Özel İçerik
Bu içerik sadece gazeteye abone olan okuyucular içindir.Yazının devamını okumak için gazetemize abone olmak ister misiniz?
