PIERRE RIMBERT
Bu sefer tamam: Almanya da artık tıpkı diğerleri gibi Batılı bir güç… Avrupa üzerindeki hâkimiyetini, bütçe disiplini ve ticaret fazlasından başka yollarla ortaya koymasını engelleyen tarihsel çekincelerden kurtulan yönetici sınıf, ulusal bir hedefin peşine yeniden düşmüş durumda: “Konvansiyonel olarak Avrupa’nın en güçlü ordusunu kurmak.” Bu öncelik, Friedrich Merz’in 14 Mayıs 2025 günü Şansölye olarak federal meclis Bundestag’da yaptığı ilk konuşmada yüksek sesle dile getirilmişti.
Savunma Bakanı Boris Pistorius’un sıkça kullandığı ifadeyle “savaşa hazır” hale getirilecek Bundeswehr, (1) ekonomik, askeri ve stratejik olmak üzere üç amaca hizmet edecek: Sendeleyen sanayi aygıtını yeniden canlandıracak, Avrupa’nın kuzey ve doğu kanadındaki ülkelere Rusya karşısında koruma sağlayacak ve Washington’la anlaşarak NATO’nun Avrupa’daki yönetimini ABD’den devralacak.
Şansölye Merz, “Savaşta değiliz ama artık barışta da değiliz” diyor. (2) Bu sözlerin kanıtı da ortada: 2025’te 114 milyar Avro savunma harcaması taahhüdünde bulunan Almanya, askeri harcamalarda dünya genelinde dördüncü sıraya yerleşti. Önünde, 954 milyar dolar ile ABD, 336 milyar dolar ile Çin ve 190 milyar dolar ile Rusya bulunuyor. Kıta genelinde rakipsiz mali kaynaklara sahip olan Berlin, on yılın sonuna kadar Londra ve Paris’in toplamından daha fazla silah harcaması yapacak. Ekonomik ve konvansiyonel askeri üstünlüğün bu birleşimi, Soğuk Savaş’ın sonunda inşa edilen Avrupa güvenlik mimarisini istikrarsızlaştırıyor ve ne Avrupa entegrasyonu paravanının ne de “Fransa – Almanya ikilisi” masalının gizlemeye yetmediği bir dengesizliği gözler önüne seriyor. Federal Almanya Cumhuriyeti’nin askeri özerklikten yoksun bir “sivil güç” rolüyle sınırlandırıldığı dönem kapanıyor.
Hükümet başkanı, “Hâkim gücün yeniden büyük devlet siyaseti olduğu bir çağda Almanya kendi yolunu çizmelidir” açıklamasını yaptı. (3) Tarihçi Liana Fix, geçen ilkbaharda kaleme aldığı bir yazıda “Alman gücünün tehlikelerini” koymuş ve Şansölyelik makamının tepkisini çekmişti. Fix, şu tehlikelere dikkat çekmişti: “Kıtadaki rekabet ve bölünmelerin, özellikle Fransa ve Polonya’yla yaşanan gerilimlerin yeniden ortaya çıkması, kamuoyu yoklamalarında önde giden aşırı sağın, bir gün ağır biçimde silahlanmış bir ülkeyi yönetme ihtimali.” (4) Savunma sektöründeki pervasız sanayi milliyetçiliği, (xx sayfa) Avrupa Birliği’nin Mercosur ve Hindistan ile yaptığı serbest ticaret anlaşmalarının Almanya’nın çıkarları doğrultusunda şekillenmesi ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in, Temmuz 2025’te gümrük politikası konusunda Almanya’nın isteklerine uygun olarak ABD karşısında teslim bayrağını çekmesi, her şeye boyun eğmek zorunda kalan Fransa’nın öfkesini daha şimdiden artırıyor.
Özel İçerik
Bu içerik sadece gazeteye abone olan okuyucular içindir.Yazının devamını okumak için gazetemize abone olmak ister misiniz?
