AYKUT KÜÇÜKKAYA
Masamın başındayım… Yazımı kaleme aldığım saatlerde takvimin yaprakları aylardır hazırlıklarını sürdürdüğümüz 1 Eylül Dünya Barış Günü etkinliğimize dört gün kaldığını gösteriyor. Bilgisayarın tuşlarına basarken tatlı bir yorgunluk hali!..
Dünya Barış Günü, Türkiye’de 1 Eylül’de kutlanıyor.
1 Eylül, Nazi Almanyası’nın 1939’da Polonya’yı işgal ederek İkinci Dünya Savaşı’nı başlattığı gün olarak tarihe geçti. 1946 yılında Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı ülkeleri 1 Eylül 1939 tarihinin unutulmaması için bugünü Dünya Barış Günü ilan etti. Birleşmiş Milletler (BM) ise 1981 yılında aldığı bir kararla “Genel Kurul’un açılış günü olan her eylülün üçüncü salı günü”nü Uluslararası Barış Günü olarak duyurdu. 20 yıl sonra 2001 yılında alınan yeni bir BM kararıyla 21 Eylül’ün tüm dünyada çatışmasızlık ve ateşkes bilinciyle kutlanması kesinleştirildi. 2001 yılından bu yana her yıl 21 Eylül’de BM merkezinde Barış Çanı çalınıyor…
Le Monde diplomatique Türkçe ailesi olarak Türkiye’de yaklaşık 40 yıldır kutlanan ve toplumsal kabul gören 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde “Gazetecilik Suç Değildir” ana başlığı altında anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yapacağız. Meslektaşlarımız uluslararası gerilimler, jeopolitik kırılmalar, sıcak çatışmaların ve savaşların gölgesinde “gazetecilik, ama nasıl?” sorusuna yanıt arayacak.
Panel ve konferanslar öncesi Le Monde diplomatique’in 35 ülke ve 27 dilde yayınlanan gazete edisyonlarının kapak seçkisinden oluşan sergi okurun beğenisine sunulacak. Serginin bitiş tarihini ise BM’nin Uluslararası Barış Günü ilan ettiği 21 Eylül günü olarak belirledik…
Etkinlikle ilgili tüm detaylar gazetemizin arka kapağındaki afişte yer alıyor…
***
12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden tam 46 yıl geçti. Kenan Evren cuntası solun üzerinden silindir gibi geçerken bugün yaşadığımız Türkiye, 46 yıl önce o günlerde örülmeye başlandı…
Eylül sayımızın özel kapağında tam 44 yıl önce bir genç eliyle çizilmiş renkli bir güvercin yer alıyor. Sunay Akın, o renkli güvercini cezaevinden annesine gönderen 18 yaşındaki çocuğun öyküsünü kaleme aldığı satırlarda 12 Eylül gerçeğini bir kez daha yüzümüze tokat gibi çarpıyor…
“O sabah, 12 Eylül darbesinin ilk gününde, Davutpaşa Askeri Cezaevi’nde ağzından dişleri ilk dökülen, yumruk ve tekmelerle yüzü kan çanağına dönen 16 yaşındaki bir çocuk olur. Can, yerde acı içinde kıvranırken cezaevi komutanının sesi duyulur, ‘Var mı başka tahliye olmak isteyen?’
Dolunay vardır o gece… Tutuklular demir parmaklıklı pencereden Che’ye bakarlar titreyerek; yarısı yıkılmış, kendileri gibi üstünde postal ve cop izleri olan kardan adama… Ve Can Ersal, şunu söyler ayışığı altındaki kardan adam kalıntısına: Diren, son kar tanesine kadar…”
Ben, 12 Eylül darbe sabahı yedi yaşındaydım. Zonguldak’ta evimizin karşı çaprazında jandarma lojmanı vardı. Ekmek ve gazeteleri taşıyan küçük bir kamyon lojmanın önüne gelir; mahalleye anons edilir; sokağa çıkma yasağı beş – on dakikalığına ortadan kalkar; silahlı erlerin arasında kamyondan aldığım ekmek ve günlük gazetelerle koşarak eve giderdim. Küçük bedenimin hafızasında yer eden hep o koşular oldu.
Evet… O koşu hâlâ sürüyor. O renkli güvercin 44 yıl sonra barış gününde havalanıyor. Kim bilir… Belki bu kış Can Ersal’ın son kar tanesine kadar direnen kardan adamının üzerinden uçar… Türkiye ve dünya bir kaç dakikalığına da olsa renkli, güzel bir yer olur!..
Can Ersal’ın 44 yıl önce cezaevinden annesine gönderdiği çizimin orjinali.
***
Değerli okurlarımıza: Bu sayımızda 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne özel çalışmamız nedeniyle ART eki sayfalarımıza yer veremedik. ART sayfalarımız ekim sayımızda yine olacak; keyifle okuyacaksınız…
