• Abonelik
  • Künye
  • Gizlilik İlkeleri
  • Yayın İlkeleri
  • Kullanım Koşulları
  • Çerez Politikası
  • Reklam
  • İletişim
Pazar, Ekim 4, 2026
Le Monde diplomatique Türkçe
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • LMd
  • Yazarlar
  • Konuk Yazarlar
  • Politika
  • Gündem
  • Dünya
  • Finans
  • Kültür-Sanat
  • Anasayfa
  • LMd
  • Yazarlar
  • Konuk Yazarlar
  • Politika
  • Gündem
  • Dünya
  • Finans
  • Kültür-Sanat
No Result
View All Result
Le Monde diplomatique Türkçe
No Result
View All Result
Anasayfa Konuk Yazarlar Kemal Okuyan

BU ÜLKE NEREYE SÜRÜKLENİYOR?

Tek adam rejimi, Türkiye’nin yaşadığı siyasal ve ekonomik çözülmenin nedeni değil, kuralsızlaştırılmış bir düzenin geldiği aşamalardan biri. 12 Eylül’le önü açılan sermaye özgürlüğü, yıllar içinde kamusal alanı ve toplumsal kazanımları tasfiye eden bir düzene dönüştü. Bugün kaynak transferi mekanizmaları çoğalırken siyasal alan parçalanıyor; “tek adam” otoriterliği bu karmaşayı yönetmeye yetmiyor.

3 Ekim 2026
- 8, Kemal Okuyan, Konuk Yazarlar
İMPARATORLUĞUN KUDRETLİ KANATLARI

KEMAL OKUYAN

Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri.

“Tek adam rejimi” kodlaması çok benimsendi. Sorunların kaynağını fazlasıyla somut, elle tutulur hale getiriyordu, çözümü de kolaylaştırıyordu. Tek adam muktedirdi, bir başka güçlü adamın arkasına yığınak yapılırsa “bizim adam”, “tek adamı” alt edecek, ülke kurtulacaktı.

Bu yaklaşımın gerçeklikten kopuk olduğunu anlatmaya çalıştık; yanlışa götürdüğünü, hatta iktidarın ekmeğine yağ sürdüğünü vurguladık. Ama gelin şimdi, konunun bir başka boyutuna, bu Türkiye’de “tek adam rejiminin” neden tutunamayacağına bakalım.

12 Eylül 1980’de generaller darbe yaptıklarında ülkeyi anarşi ortamından çıkarıp kuralları egemen kılacaklarını iddia ettiler. Ve kuralsızlığın önündeki tek gerçek engel olan örgütlü halk güçlerini ezdiler!

Sanılanın aksine tarih boyunca egemenleri kurallı hareket etmeye zorlayan ezilenlerin mücadelesiydi. Sömürülen sınıfları ezmek için kurala gerek yoktur; keyfiliğe kural ve kanun diyerek olmuyor bu işler.

Faşist cunta işçi sınıfının siyasi ve sendikal örgütlerini dağıtıp sermaye sınıfını alabildiğine özgür hale getirdi. Her şeye karışan, düzen ve intizam hastası Kenan Evren’in simgelediği “kurallar Türkiyesi”, gevşek, pijama ve terlik adamı Turgut Özal’da somutlanan “kuralsızlıklar Türkiyesi’ne” geçişin koşullarını yaratıyordu.

12 Eylül darbesinin temel amacı buydu: Sermayenin sınırsız özgürlüğü…

Sonrasında yaşananlar, belli kesinti ve iniş – çıkışlarla kamudan ve emekçi sınıflardan toplumun küçük bir kesimine kaynak aktarımı konusunda dehşet verici bir hoyratlık (eğer barbarlık demeyeceksek) ve yaratıcılık şeklinde özetlenebilir. AKP iktidarı bu kuralsızlığa istikrar getirdiği, ideolojik ve siyasal dayanaklar yarattığı için “özeldir”. Ama Türkiye kapitalizminin toplam serüveninde bugünkü AKP etabının gerçek başlangıcı 12 Eylül darbesidir.

Artı – değer hırsızlığının işçi sınıfının bastırılmasıyla derinleşmesine ek olarak ortaya çıkan kaynak transferi araçlarının çeşitlenmesinin boyutu dehşet vericidir. Bir çırpıda 20 – 25 kalem sıralayabilmek mümkün. Özelleştirmeleri başa yazmalıyız ama liste gerçekten uzun. Ve burada sadece sistem açısından “yasal” unsurlardan söz ediyoruz. Sermaye birikimi söz konusu olduğunda çok önemli ek kanallar olan uyuşturucu ve benzeri mekanizmaları da eklediğimizde 12 Eylül darbesinin “bütün tuşlara basalım, halkın elini kolunu nasılsa bağladık” komutu anlamına geldiğini hemen anlarız.

AKP’lilerin başa gelir gelmez “ülkeyi tüccar zihniyeti ile yöneteceğiz” demesini eksik anlamışız. Bu iddiada kaynak transferi konusundaki yaratıcılıklarına duydukları muazzam güven de varmış, konu dar anlamıyla özelleştirmelerden ibaret değilmiş.

Kapitalizmin 1980’lerden itibaren bütün ülkelerde elde ettiği “özgürlük” Türkiye’de zirve noktasına ulaştı ve ortaya hormonlu, botokslu, bol balonlu bir “başarı öyküsü” çıktı. Kaynak transferi kanallarındaki çeşitlilik, kriz dönemlerinin küçük hasarlarla ama illa yeni fırsatlarla geçiştirilmesine de yardım etti.

85 milyonluk bir ülkede, kendi içinde bir hiyerarşi oluşturan nüfusun yüzde üçü ve beşi arasında salınan bir kesimi nüfusun diğer kesimininden sürekli zenginlik transfer etti. Bir damar tıkandı, yerine üç tane açıldı. Siyasi ve ideolojik tercihler bu muazzam “ekonominin” üstüne çıkamaz, bu “ekonomiye” uyarlanır.

Bugün yaratılan bu “özgürlük” ortamı artık yönetilemiyor. “Tek adam rejimi” ile bütün bu mekanizmalar arasındaki uyumsuzluğu anlamamak için sanırım “liberal” virüsten şu ya da bu oranda kapmak gerekiyor.

Türkiye kapitalizmi ektiğini biçiyor. Başka ülkelerde de benzer “orman kanunu” birikim dönemleri var. Bunların en ünlüsü SSCB’yi dağıtan karşı – devrimin yarattığı yağma ve talandır. Yeltsin döneminde sermaye birikimi bütünüyle mafyöz süreçlerin ürünüydü, bir noktada “düzen” kurulurken, SSCB döneminden kalma toplumsal kazanımlar ve kamu kültürü yardımcı oldu Rus kapitalizmine.

Türkiye’de is 80 darbesinin üzerinden neredeyse 50 yıl geçti, fren patlak. Toplumsal kazanımlar yok edildi, kamusal alan işgale uğradı.

Devlet aklının her noktasında “paranın” hükmü geçiyor. Gezegenimiz benzersiz bir kaosun içinde, bol çatışmalı ve belirsiz bir döneme girerken Türkiye kapitalizmi, iştahına uygun bir stratejik derinlik yakalamakta zorlanıyor. AKP’nin masaya koyduğu Yeni – Osmanlıcılık, gerçeklik duygusu yaratabildiği noktaları derhal elimine eden boşluklar, fantaziler ve zayıflıklarla malul durumda.

Türkiye sürükleniyor. Sermaye sürekli belli ellerde toplanıyor ve merkezileşiyor ama kaynak transferindeki kanallar o kadar dağılmış durumdaki, siyasal alan da dağılıyor, otoriterlik işe yaramıyor, toplumdaki çaresizliğin tepkiye dönüşmesini engelleyecek bir siyasi etki yakalanamıyor. Bu karmaşaya “kimlikler” üzerinden kurulmak istenen yeni bir ülke projesine içkin olan dağılma dinamiklerini ve de her zaman kendi doğrultusunu oluşturan tarikatların merkezkaç etkisini ekleyin. Sürüklenme kaçınılmaz.

Tek yolu var bu ülkeyi belirsizliğe sürüklenmekten kurtarmanın. Kurallara dönmek! Kuralsızlığı dayatan piyasa ekonomisini ve tarikatları tasfiye etmek. Başka çözüm var diyen parmak kaldırsın!

Etiketler: 12 EylülDARBEKapitalizmLe Monde diplomatique Türkçe Ekim 2026liberalizmSaraySaray RejimiSERMAYEtek AdamTek Adam rejimiTÜRKİYE
Anka Haber Ajansı Anka Haber Ajansı Anka Haber Ajansı

Hakkında

Le Monde diplomatique Türkçe

Aylık olarak yayınlanır.

Kategoriler

  • LMd
  • Yazarlar
  • Konuk Yazarlar
  • Politika
  • Gündem
  • Dünya
  • Finans
  • Kültür-Sanat

Bağlantılar

  • LMd Dijital Abonelik
  • LMd Abonelik
  • Reklam
  • Arşiv
  • Dünyada LMd
  • Abonelik
  • Künye
  • Gizlilik İlkeleri
  • Yayın İlkeleri
  • Kullanım Koşulları
  • Çerez Politikası
  • Reklam
  • İletişim

© 2023 Le Monde Diplomatique Türkçe - Tüm hakları saklıdır.

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • LMd
  • Yazarlar
  • Konuk Yazarlar
  • Politika
  • Gündem
  • Dünya
  • Finans
  • Kültür-Sanat
  • ————
  • Abonelik
  • Künye
  • Gizlilik İlkeleri
  • Yayın İlkeleri
  • Kullanım Koşulları
  • Çerez Politikası
  • Reklam
  • İletişim

© 2023 Le Monde Diplomatique Türkçe - Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

Bu internet sitesi çerezleri kullanır. Bu internet sitesini kullanmaya devam ederek çerezlerin kullanılmasına izin vermiş olursunuz. Çerez Politikası sayfamızı görüntüleyin.
Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?