PAUL PASQUALI
Sosyolog, Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi (CNRS) araştırmacısı, “Héritocratie. Les élites, les grandes écoles et les mésaventures du mérite (1870-2020) – Heritrokrasi. Elitler, Büyük Okullar ve Liyakatin Talihsizlikleri (1870-2020)” (La Découverte, Paris, 2021) kitabının yazarı.
Bazen bütün bir ülkenin alev alması için tek bir kıvılcım ve ateşi biraz körüklemek yeterli olur. 2026 sonbaharında Fransa’yı sarsan isyan dalgası, diğer liselere ve çok sayıda üniversiteye yayılmadan önce Créteil’deki bir lisenin işgal edilmesiyle başladı. Olaylara ilişkin medyada yer alan haberler ise ayaklanmadan önce ortaya çıkan ve ciddiye alınmayacak kadar zayıf görünen pek çok işareti görmezden gelmeye devam ediyor. Nantes’tan Marsilya’ya, Lille, Toulouse veya Vaulx-en-Velin’e kadar yüzlerce öğretmen ve okul müdürü, eğitim müdürlüklerini ve sendikaları boşuna uyarmıştı. Karşılaştıkları güçlükler giderek içinden çıkılmaz bir hal almış, öğrenciler patlama noktasına gelmişti: Okullardaki öğretmen eksikliği, iş yükü altında ezilen, tükenmiş öğretmenler, aşırı kalabalık sınıflar, yetersiz bütçeler, bakımsız sınıflar, iptal edilen okul dışı etkinlikler, ne yapacağını bilemeyen veliler ve kaygılı çocuklar… Geleceği göremeyenler genellikle başka tarafa bakıyordu; ya kıt kaynakları yönetmeye çalışmakla ya da kariyerlerini korumakla meşguldüler. Birçokları için gençlik ancak başaralı ya da suçlu olduklarında ilgi çekici hale gelir.
Aldığı kararları zorla kabul ettirmeye çalışan hükümet, zaman zaman 1968 Mayıs’ıyla kıyaslanan hareketin saflarını daha da genişletmekten başka bir şey yapmadı. Dokuz uzun yıldır iktidarda olan liberal – otoriter yönetimin son günlerinde ortaya çıkan bu hareket, “feda edilmiş bir kuşağın” birdenbire sahneye çıkışından ziyade, artık görmezden gelinmesi mümkün olmayan toplumsal bir sorunun geri dönüşüne işaret ediyor. Bu isyanın, devlet okulları, ortaokullar, liseler ve devlet üniversitelerine ayrılan kaynaklarda dramatik kesintiler öngören ama ultra zenginleri ya da büyük şirketleri hedef alan herhangi bir vergi reformu içermeyen bütçenin görüşülmesi sırasında patlak vermesi de tesadüf değildir. Aynı şekilde bu hareketin, öğrenciler için olduğu kadar idareciler ve öğretmenler için de okul yaşamının en kritik anı olan, personel eksiklikleri ve maddi sorunların gözle görülür hale geldiği ders başı döneminden hemen sonra başlaması da anlamlıdır.
Medya, hareketin hem öngörülebilir hem de şaşırtıcı niteliğini vurguladı. Bazı uzmanlar yaşananları, “eğitimin kitleselleştirilmesi konusundaki başarısızlıklar” karşısında sergilenen siyasi körlüğün bir sonucu olarak gördü; kimileri ise geleceğe dair beklentileri her geçen gün daha da kararan gençler arasındaki yapısal “stresin” etkisi olarak değerlendirdi. Daha ortaokulu bitirir bitirmez kaygı verici bir gelecekle yüzleşen, bilgi ve diplomaların yerini kontenjan ve derecelerin aldığı genel bir rekabet oyununu oynamak zorunda bırakılan bu gençliğin başkaldırmak için pek çok sebebi vardı: Pandemi dönemindeki karantinalar ve aynı zamanda tüm ortaöğretim hayatlarının “Blanquer Reformu” olarak bilinen düzenlemeyle yeniden şekillendirilmiş bir ortamda geçmiş olması gibi…
Özel İçerik
Bu içerik sadece gazeteye abone olan okuyucular içindir.Yazının devamını okumak için gazetemize abone olmak ister misiniz?
